Şeyh Süleyman el-Kunduzi el-Hanefi el-Belhi ve Hz.Mehdi Hakkında
Şeyh Süleyman el-Kunduzî el-Hanefî el-Belhî (h. 1294)
“Hâce Kelan” diye meşhur olup Ehl-i Sünnet’in büyük âlimlerinden ve âriflerinden biridir. O, Hicrî 1220 yılında dünyaya gelmiştir. İlköğrenimini Belh’de yapmış, tahsilini Buhara’da tamamlamış ve oranın ileri gelenlerinden icâzet almaya muvaffak olmuştur.
Daha sonra Afganistan ve Hindistan’ın şehirlerini gezdi, Sûfîyye’nin ileri gelenleriyle sohbet etti. Seyr ve sülük makamlarını elde etti. Fıkıh ve dinî ilimleri de tamamladıktan sonra vatanı Kunduz’a geri döndü. Bir müddet orada ilim, edep ve dinî hükümleri yaydı. Orada merkez cami, han ve medrese inşa etti.
Mekke-i Muazzama’nın yakınlarında ikâmet etmek istediği için Hâce Kelan’ın oğlu, kardeşi Mirza Hâce’nin yerine halkı aydınlatması için Şeyh Muhammed Salah’ı kendi yerine bıraktı. İlmî dersler vermesi için de talebelerinin önde gelenlerinden olan, kendisinden icâzetli ve faziletli âlim Molla Avez’i kendi yerine atadı.
Böylece Hicrî 1269 yılında üç yüz öğrencisiyle beraber vatanından yola çıktı. İran’dan geçerek Hicrî 1270’de Bağdat’a ulaştı. Ve orada Bağdat valisi tarafından ağırlandı; bölgenin ilim sahipleri de onun gelişini ganimet bilerek huzurunda ilim tahsil etmeye muvaffak oldular.
Daha sonra Astane şehrine gitmek üzere yola çıktı. Yolu üzerinde bulunan Musul, Diyarbakır, Urfa ve Halep’ten geçti. O bu şehirlerde yaklaşık olarak üç yıl; Konya’da da üç yıl altı ay kadar kaldı.
Konya’da ikamet ettiği dönemde Şeyh Sadreddin Konevî’nin türbesinin kütüphanesindeki bulunan nüshalar üzerinden Şeyh Muhyiddin Arabi’nin “Futuhat-i Mekkiyye”, “Fusûs”, “Nusûs” kitaplarından kendi elleriyle not alarak birer kopya götürdü.
“Yenâbiu’l-Mevedde” adındaki eseri, kısa ve geniş hayatıyla birlikte Ehl-i Beyt, Sünnî ve yabancı kaynaklarda geçmektedir.
“De ki: Ben buna karşılık, yakınlarımı sevmekten başka sizden bir ücret istemiyorum” ayeti münasebetiyle yazarın, Resûlullah’ın Ehl-i Beyt’ine karşı muhabbet ve sevgi besleme kaynağı diye adlandırdığı değerli eseri “Yenâbiu’l-Mevedde”, açıkça Şeyh Süleyman Hanefî’nin derin araştırmasını, fazilet, ilim, ihlâs ve imanını sergilemektedir.
“Yenâbiu’l-Mevedde” adından da anlaşıldığı gibi Şeyh Süleyman’ın Ehl-i Sünnet kaynaklarından naklettiği tertemiz ve mâsum Ehl-i Beyt’in faziletlerini kapsamaktadır.
O, bu kitapta günümüzde örnekleri bulunmayan veya çok az bulunan ve isimlerini sadece fihristlerde gördüğümüz kitaplardan söz etmektedir.
O, bu değerli eserin yazımında Osmanlı Devleti’ndeki İstanbul’un ve diğer şehirlerin zengin ve değerli kütüphanelerinden yararlanmıştır.
Yazarın bu kitapta tertemiz İmamlar ve özellikle Emîrü’l- Mü’minin Ali’nin (aleyhi’s-selâm) faziletleri hakkında naklettikleri, eşsiz olmasa da kesinlikle benzeri az bulunur.
“Yenâbiu’l-Mevedde” yüz bölümden oluşmuştur.
Yazar, bu kitapta Mehdi hakkında On ikinci İmam ve İmam Hasan Askerî’nin (aleyhi’s-selâm) oğlu olarak birkaç bölümde bahsetmektedir.
Şeyh Süleyman bu bölümlerde İmam-ı Zaman konusu üzerinde durarak, bu konudaki hadisleri ve Ehl-i Sünnet ulemâsının şairlerinin itiraflarını nakletmiştir.
Mesela, 72. bölümün sonunda şöyle yazıyor:
“Kâim’in Hicrî 255 yılında, Şaban ayının on beşinci gecesinde Samarra’da dünyaya geldiği güvenilir bilginlerce kesindir.” [1]
86. bölümün sonunda ise şöyle yazıyor:
“Büyük âlimlerin şeyhi Ahmed Câmi, Attar-i Nişaburî, Şemsuddin Tebrizî, Celaluddin Rumî, Seyyid Nimetullah Veli, Seyyid Nesiıuî ve diğerleri (ki hepsi Sünnî’dir) şiirlerinde Ehl-i Beyt’ten (Allah onlardan râzı olsun) övgüyle söz etmişler ve sonunda Mehdî ile bitirmişlerdir. Bu da Mehdî’nin dünyaya geldiğini göstermektedir. Bu âriflerin eserlerini araştıranlar bu meselenin çok açık olduğunu görürler.” [2]
[1] YenâbiuT-Mevedde, s. 452.
[2] Yenâbiu’l-Mevedde, s. 472
“Hâce Kelan” diye meşhur olup Ehl-i Sünnet’in büyük âlimlerinden ve âriflerinden biridir. O, Hicrî 1220 yılında dünyaya gelmiştir. İlköğrenimini Belh’de yapmış, tahsilini Buhara’da tamamlamış ve oranın ileri gelenlerinden icâzet almaya muvaffak olmuştur.
Daha sonra Afganistan ve Hindistan’ın şehirlerini gezdi, Sûfîyye’nin ileri gelenleriyle sohbet etti. Seyr ve sülük makamlarını elde etti. Fıkıh ve dinî ilimleri de tamamladıktan sonra vatanı Kunduz’a geri döndü. Bir müddet orada ilim, edep ve dinî hükümleri yaydı. Orada merkez cami, han ve medrese inşa etti.
Mekke-i Muazzama’nın yakınlarında ikâmet etmek istediği için Hâce Kelan’ın oğlu, kardeşi Mirza Hâce’nin yerine halkı aydınlatması için Şeyh Muhammed Salah’ı kendi yerine bıraktı. İlmî dersler vermesi için de talebelerinin önde gelenlerinden olan, kendisinden icâzetli ve faziletli âlim Molla Avez’i kendi yerine atadı.
Böylece Hicrî 1269 yılında üç yüz öğrencisiyle beraber vatanından yola çıktı. İran’dan geçerek Hicrî 1270’de Bağdat’a ulaştı. Ve orada Bağdat valisi tarafından ağırlandı; bölgenin ilim sahipleri de onun gelişini ganimet bilerek huzurunda ilim tahsil etmeye muvaffak oldular.
Daha sonra Astane şehrine gitmek üzere yola çıktı. Yolu üzerinde bulunan Musul, Diyarbakır, Urfa ve Halep’ten geçti. O bu şehirlerde yaklaşık olarak üç yıl; Konya’da da üç yıl altı ay kadar kaldı.
Konya’da ikamet ettiği dönemde Şeyh Sadreddin Konevî’nin türbesinin kütüphanesindeki bulunan nüshalar üzerinden Şeyh Muhyiddin Arabi’nin “Futuhat-i Mekkiyye”, “Fusûs”, “Nusûs” kitaplarından kendi elleriyle not alarak birer kopya götürdü.
“Yenâbiu’l-Mevedde” adındaki eseri, kısa ve geniş hayatıyla birlikte Ehl-i Beyt, Sünnî ve yabancı kaynaklarda geçmektedir.
“De ki: Ben buna karşılık, yakınlarımı sevmekten başka sizden bir ücret istemiyorum” ayeti münasebetiyle yazarın, Resûlullah’ın Ehl-i Beyt’ine karşı muhabbet ve sevgi besleme kaynağı diye adlandırdığı değerli eseri “Yenâbiu’l-Mevedde”, açıkça Şeyh Süleyman Hanefî’nin derin araştırmasını, fazilet, ilim, ihlâs ve imanını sergilemektedir.
“Yenâbiu’l-Mevedde” adından da anlaşıldığı gibi Şeyh Süleyman’ın Ehl-i Sünnet kaynaklarından naklettiği tertemiz ve mâsum Ehl-i Beyt’in faziletlerini kapsamaktadır.
O, bu kitapta günümüzde örnekleri bulunmayan veya çok az bulunan ve isimlerini sadece fihristlerde gördüğümüz kitaplardan söz etmektedir.
O, bu değerli eserin yazımında Osmanlı Devleti’ndeki İstanbul’un ve diğer şehirlerin zengin ve değerli kütüphanelerinden yararlanmıştır.
Yazarın bu kitapta tertemiz İmamlar ve özellikle Emîrü’l- Mü’minin Ali’nin (aleyhi’s-selâm) faziletleri hakkında naklettikleri, eşsiz olmasa da kesinlikle benzeri az bulunur.
“Yenâbiu’l-Mevedde” yüz bölümden oluşmuştur.
Yazar, bu kitapta Mehdi hakkında On ikinci İmam ve İmam Hasan Askerî’nin (aleyhi’s-selâm) oğlu olarak birkaç bölümde bahsetmektedir.
Şeyh Süleyman bu bölümlerde İmam-ı Zaman konusu üzerinde durarak, bu konudaki hadisleri ve Ehl-i Sünnet ulemâsının şairlerinin itiraflarını nakletmiştir.
Mesela, 72. bölümün sonunda şöyle yazıyor:
“Kâim’in Hicrî 255 yılında, Şaban ayının on beşinci gecesinde Samarra’da dünyaya geldiği güvenilir bilginlerce kesindir.” [1]
86. bölümün sonunda ise şöyle yazıyor:
“Büyük âlimlerin şeyhi Ahmed Câmi, Attar-i Nişaburî, Şemsuddin Tebrizî, Celaluddin Rumî, Seyyid Nimetullah Veli, Seyyid Nesiıuî ve diğerleri (ki hepsi Sünnî’dir) şiirlerinde Ehl-i Beyt’ten (Allah onlardan râzı olsun) övgüyle söz etmişler ve sonunda Mehdî ile bitirmişlerdir. Bu da Mehdî’nin dünyaya geldiğini göstermektedir. Bu âriflerin eserlerini araştıranlar bu meselenin çok açık olduğunu görürler.” [2]
[1] YenâbiuT-Mevedde, s. 452.
[2] Yenâbiu’l-Mevedde, s. 472