--> Hadislerde Hz.Mehdi: Hz.Mehdi Doğumu | Deskripsi Singkat Blog di Sini
Hz.Mehdi Doğumu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hz.Mehdi Doğumu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Kasım 13, 2015

Hz.Mehdi Annesi ve Doğumu Hakkında

Hz.Mehdi Annesi ve Doğumu Hakkında

Hz. MEHDİ (a.f.)'İN ANNESİ

O hazretin annesinin adı hakkında muhtelif rivayetler mevcuttur. Şeyh Tusi'den nakledilen bir rivayette O hazretin annesinin adının Reyhane olduğu belirtilmiş ve bunun hemen ardından da ona Nergis, Saykel ve Susen denildiği de zikre­dilmiştir.[11]

Şehid'in naklettiğine göre bazdan, onun adının Meryem bint'ü Zeyd-il Aleviye olduğunu söylemişlerdir.[12]

Fa­kat Şehid, bunun zayıf bir ihtimal olduğunu belirtmiştir. Hz. Bakiyyetullah (a.f.)'ın doğumu hakkındaki rivayetlerin en meşhur ve en müstenedi olan Hakime hatunun rivayetinde onun adının Nergis olduğuna tekid edilmiştir.[13]

Bazı araştırmacıların görüşüne göre onun asıl adı Nergis'dir, fakat imam Cevad (a.s.)'ın kızı Hakime'nin, Saykel is­minin dışındaki isimleri ona takmış olması muhtemeldir. O zamanın halkı cariyeleri memnun etmek için onlan değişik isimlerle çağırırlardı. Nergis, Reyhane ve Susen çiçek ismidirler.[14]

İMAM ZAMAN (a.f.)'İN DOĞUMU

İmam Hasan Askeri (a.s.)'ı kontrol altında tutmak için Samirra ve Bağdat'a hakim dan Abbasilerin yapmış olduğu faaliyetlerden dolayı, önemli bir mesele olan imam Zaman (a.f.)'in doğumu gizli tutulmalıydı. O hazretin doğumunun gizli tutulmasının bir başka nedeni de şuydu ki, o zamanlar İmam Zaman (a.f.)'in gaybet edeceği dillerde dolaşmaktaydı ve- Bern Abbas ise şianın imamet yolunu her nasıl olursa ol­sun kapatmak istiyordu

Şeyh Müfid, İmam Zaman (a.f.)'in yaşam tarihi hakkın­daki yazısının başlarında şöyle demiş: O dönemdeki birtakım zorluklardan ve de Allah'ın son hüccetini bulmak için zama­nın sultanının çok sıkı ve amansız bir arama operasyonu başlatmış olduğundan dolayı, O hazretin doğumu herkesten gizil tutuldu.[15]

Önceleri hidâyet imamlarından nakledilen rivayetlerde O hazretin esrarengiz doğumuna işaret edilmiş ve hatta bu, O'nu tanımanın delillerinden biri olarak tayin edilmişti.[16] On birinci İmam'ın oğlunu bulmak için Abbasilerin durmadan çalıştıkları tarih kitaplarının çoğunda yazılıdır.
Kum şehrinin vergisini toplamakla görevli olan Ahmed b. Übeydullah b. Hakan, İmam Askeri (a.s.)'m evinin aranması hakkında ayrıntılı bir bilgi vermiş ve bu arada dakik konulara değinmiştir. O şöyle diyor: İmam Askeri (a.s.)'ın rahatsız ol­duğu yayıldı.

Halife, babamı yanına çağırttı. Babam dar'ül hilafeye gidip halifenin güvendiği, itimad ettiği ve yakın memuru olan beş kişiyle birlikte döndü. Babam onlara, imam'ın evini gözetlemelerini ve O'nun her anından haberdar olmalarını emretti. Daha sonra da bazı doktorları çağırdı ve onlara, gece gündüz İmam'ın yanında durmalarını emretti, iki veya üç gün sonra İmam'ın durumunun kötüye gittiğini haber verdiler, ona. O da tabiblerin sıkı bir şekilde İmam'ı gözetleme­lerini emretti.

Daha sonra kadıların reisine gidip, takva ve din açısından tamamen güvendiği on kişiyi gece gündüz İmam'ın evinde kalmaları için oraya göndermesini istedi. İmam (a.s.) dünyadan göçünceye kadar bu durum aynen devam etti. Bu hadiseden sonra halifenin emriyle İmam'ın evi dakik bir şekilde arandı, her şey mühürlendi ve ondan sonra da İmam'ın oğlunun bulunması için sıkı bir arama ope­rasyonu başlatıldı. Bu doğrultuda cariyelerin hangisinin hamile olduğunu ortaya çıkarmak için cariyeler bile gözaltına alındı. Hamile olduğu hususunda şüphelendikleri bir cariyeyi bir odaya kapattılar ve hamile olmadığını anlayıncaya kadar odadan çıkarmadılar.

Daha sonra da İmam'ın bıraktığı mirası, annesi ve kardeşi Cafer arasında taksim ettiler. Bu rivayette bunlar anlatıldıktan sonra Cafer'in fırsat perestliğine ve kardeşi İmam Askeri (a.s.)'ın yerine geçmek istediğine işaret edil­miştir. Cafer, Übeydullah b. Hakan'dan, kendisini İmam As­keri (a.s.)'ın halifesi olarak tanıtmasını istedi ve o da Cafer'in bu isteğini reddetti.[17]

Başka bir rivayet şöyledir: İmam Askeri (a.s.)'ın dünya­dan göçtüğünden haberdar olmayan Kum'da yaşayan bazı şialar, şer'i vücuhatı (şer'in tayin ettiği maddi borçlarını) öde­mek için Samirra'ya geldiler. Samirra'ya girdikten sonra onla­rı Cafer-i Kezzab'ın (yalancı) yanına götürdüler. Kum'dan ge­len şialar önce Cafer'i imtihan etmek istediler ve bu amaçla da "Yanımızda getirdiğimiz paranın ne kadar olduğunu biliyor musun?" dediler.

Cafer, paranın miktarını bilmediğini söyle­dikten sonra "Sadece Allah gayıpdan haberdardır." dedi. Ne­ticede Kum şiaları parayı ona vermekten çekindiler. Bu sıra­da biri gelip onlara bir ev gösterdi. Onlar da kendilerine gös­terilen eve gittiler ve beraberinde getirdikleri paranın ne ka­dar olduğu kendilerine söylendi, onlar da getirdikleri parayı, paranın miktarını söyleyen şahısa teslim ettiler. Cafer bu du­rumu Mutamid'e bildirdi ve Mutamid'in emriyle İmam'ın evi ve hatta komşuların evleri yeniden arandı. İşte burada Sakil adında bir cariye, İmam Zaman (a.f.)'in canını korumak amacıyla hamile olduğunu söyledi. Bu cariye tutuklanıp götü­rüldü. İki sene gözaltında tutulduktan sonra hamile olmadığı anlaşılınca serbest bırakıldı.[18]

Cafer'in tahrikleriyle birlikte zamanın halifesi tarafından gösterilen bu .şiddetli hassasiyetin tek nedeni, on ikinci İmam'ı kontrol altına alamasalar bile, en azından İmam Hasan Askeri (a.s.)'ın oğlunun olmadığını duyurabilmeleriydi.

İşte bu nedenle de daya bir hakikat süsü vermek için gü­vendikleri kişileri imam'ın evine yerleştirmişlerdi ve böylelikle de şiaları bir başıboşluk ve teklifsizlik içinde bırakmak istiyor­lardı. Şeyh Tusi bu rivayetin devamında şunları da eklemiştir: Onların İmam'ın evine yerleştirilen güvenilir adamları O hazretin öldüğüne şehadet ettiler.[19]

Ancak hakikat şu ki, bu ko­nu hakkında önceden hazırlanmış düzenli ve dakik bir plan doğrultusunda O hazretin veladet meselesi halkın gözünden ve hatta şiaların büyük bir bölümünden gizli tutulmuştu. Bu­nunla birlikte bu mesele pek de sorun yaratmadı.

Kaynak:

[11] Gaybet (Şeyh Tusi), 241
[12] Bihar'ul Envar, c: 51, s: 28.
[13] Bihar'ul Envar, c: 51, s: 2.
[14] Onikinci İmam'ın Gaybetinin Siyasi Tarihi, s: 114.
[15] İrşad (Şeyh Müfid), s: 345.
[16] Müntabah-ül Eser, s: 287-288.
[17] Kafi c1 s505- 506
[18] İkmal'üd Din, s: 473
[19] Gaybet (Şeyh Tusi), s: 132.

Salı, Temmuz 07, 2015

Hz.Mehdi Tanımak

Hz.Mehdi Tanımak



İMAM MEHDİ’Yİ (A.S) TANIYALIM

   Şiilerin on ikinci ve son imamı, Resulullah’ın (s.a.a) halifesi olan İmam Mehdi (a.f) Cuma günü sabahı, Şaban ayının on beşinde 255 h.k ‍‍(868 miladi) yılında Irak şehirlerinden biri olan Samerra’da dünyaya geldi.

Değerli babası, Şiilerin on birinci imamı, Hz. İmam Hasan Askeridir. (a.s) Annesi ise yüce bir kadın olan Nergis hatundur. Nereli olduğu hakkında çeşitli rivayetler nakledilmiştir. Bir rivayete göre; Nergis hatun, Rum İmparatorunun oğlu “Yuşa”nın kızıdır. Annesi ise; Hz. İsa’nın (a.s) vasisi olan Şem’un’un neslinden gelmektedir.

Rivayetlere göre ilginç ve hayret verici bir rüya sonucunda Müslüman olmuştur. İmam Askeri’nin (a.s) yol göstermesi sonucunda, Müslümanlara karşı savaşmak üzere harekete geçen Rum ordusuna katılmış ve bir grup dostu ile birlikte Müslümanlara esir düşmüştür. Daha sonra İmam Hadi (a.s) birisini, onu satın alıp Samra’ya getirmesi için göndermiştir.[11]

Bu konu hakkında başka değişik rivayetler de nakledilmiştir.[12] Fakat önemli ve dikkat edilmesi gereken konulardan birisi, Nergis hatunun İmam Hadi’nin (a.s) kız kardeşi Hekime hatunun evinde kalarak dini eğitim, öğretim ve terbiye görmesidir. Hekime hatun, imam Mehdi’nin (a.f) annesine çok büyük bir ilgi ve alaka göstermekteydi.

Nergis hatun; yıllar önce Peygamber efendimiz[13] (s.a.a), Emirü’l-Müminin[14] (a.s) ve İmam Sadık’ın[15] (a.s) kendisi hakkında övgülerde bulundukları yüce bir kadındır. Bu yüce hatunu, cariyelerin en iyisi ve efendisi olarak tanıtmışlardır.

Şu noktayı da hatırlatmak gerekmektedir:

İmamı Zaman’ın (a.f) annesi Nergis hatun; Susen, Reyhane, Melike, Seygel gibi başka isimlere de sahip olduğu zikredilmiştir.

İsim Künye ve Lakabı

İmamı Zaman’ın (a.f) ismi ve künyesi[16] İslam Peygamberi’nin (s.a.a) isim ve künyesinin aynısıdır. Bazı rivayetlerde, Mehdi’nin (a.f) zuhuruna kadar isminin söylenmesi men edilmiştir. Hazretin meşhur lakapları şunlardır:  Mehdi, Kaim, Muntazar, Bakiyyetullah, Hüccet, Halef-i Salih, Mansur, Sahibi’l-Emr, Sahibi’z-Zaman, Veliyi Asr’dır. Bu lakapların içinde en meşhur olanı “Mehdi” dir.

Bu lakapların her biri, yalnızca hazrete has bir özelliğine işaret etmektedir.

O büyük, yüce ve iyiliklerin imamına “Mehdi” denmiştir. Zira O, hidayet olmuş ve milleti hak yola davet etmektedir. “Kaim” denilmesinin nedeni, hak üzere kıyam edeceğinden dolayıdır. “Muntazar” denilmesinin nedeni, herkesin onu beklemesinden dolayıdır. “Bakiyyetullah” denilmesinin nedeni, Allah’ın yeryüzünde geriye kalan tek hücceti ve İlahi son imamı olmasından dolayıdır.  “Hüccet” ise Allah’ın mahlukları üzerine şahidi olmasından, “Halef-i Salih” Allah evliyalarının liyakatli halifesi olmasından,  “Mansur” Allah tarafından yardım edilmesinden, “Sahibi’l-Emr” ilahi adalet hükümetini kurmakla sorumlu olduğundan, “Sahibi’z-Zaman ve Veliyi Asr” ise zamanın tek hakimi, tek rehberi olmasından dolayı sahip olduğu lakaplarıdır.

Doğumu

Peygamber efendimizden (s.a.a)  içeriği şöyle olan bir çok rivayet nakledilmiştir;

Resulullah’ın (s.a.a) soyundan “Mehdi” isminde birisi kıyam edecek ve zulmün kökünü yeryüzünden kazıyacaktır.

Zalim Abbasi hâkimleri, içeriği bu tür olan hadisleri bildiklerinden dolayı dünyaya gelişinin ardından, hazreti öldürmeyi planlıyorlardı. Bundan dolayı İmam Cevad (a.s) zamanından itibaren masum imamların (a.s) yaşamları sıkıntı, eziyet, siyasi ve askeri baskılarla geçmiştir.

Bu baskı ve kısıtlamalar İmam Hasan Askeri (a.s) zamanında doruğa ulaşmıştır. Nitekim Abbasiler hazretin evine giriş çıkışlarının hepsini kontrol etmeye başladılar.

Bu durum karşısında son hak hüccet ve vaat edilmiş ilahi kurtarıcının doğumu gizlice ve halktan habersiz olması gerekiyordu.

Bundan dolayı on birinci imamın yakın dostları ve arkadaşları bile İmam Mehdi’nin (a.f) doğumundan habersiz idiler. Doğumdan birkaç saat önceye kadar da, on ikinci imamın (a.f) annesi Nergis hatunda hamilelik belirtileri görünmüyordu.

İmam Cevad’ın (a.s) kızı Hekime hatun İmam Mehdi’nin (a.s) doğum olayını şöyle nakletmiştir

“İmam Hasan Askeri (a.s) birisini göndererek beni yanına çağırdı. Yanına vardığım zaman; “Ey hala! Bu akşam iftar için yanımızda kal! Çünkü on beş Şaban akşamıdır. Allah bu gece yeryüzünde (son) hüccetini aşikâr edecektir.”

 Ben de “annesi kimdir?” diye sordum. “Nergis” diye buyurdu. “Canım sana feda olsun! Onda hamilelik belirtisi görmedim.” dedim. Hazret “Doğru söylüyorsun” diye buyurdu.

 Sonra (Nergis’in) yanına gittim ve selam verip oturdum. O ayakkabılarımı çıkarmak için yanıma yaklaştı. Sonra “nasılsınız hanımefendim?”  dedi. “Hayır, benim ve benim hanedanımın hanımefendisi olan sensin.” dedim. Söylediğimi kabul etmedi ve “Halacığım ne diyorsun?” dedi. “Kızım bu akşam Allah sana öyle bir evlat verecek ki dünya ve ahiret efendisi olacak” dediğim zaman utandı ve hayâ etti.

Hekime şöyle devam etti: Yatsı namazından sonra iftar yemeğini yiyip yatağıma uzandım. Gece yarısı (gece) namazını kılmak için kalktım ve namazımı kıldım. Bu arada Nergis hiçbir şey yokmuş gibi uyuyordu. (Namazın) devamında yapılan müstehapları da yerine getirdikten sonra uyudum. Sonra bir korku ile uyandım. Fakat O, hala uyuyordu. Bir müddet sonra uyandı (Gece) namazını kılıp tekrar uyudu.

Hekime daha sonra şöyle devam etti: Dışarı çıktım, fecir zamanının olup olmadığını anlamak için gökyüzüne baktım. Birinci fecrin olduğunu gördüm[17] Nergis henüz uyuyordu. Sonra şüpheye kapıldım! Ansızın İmam Hasan Askeri (a.s) bulunduğu yerden “Ey Hala! Acele etme! (doğum) yakındır.” diye seslendi. Bende oturdum ve “Secde” suresi ile “Yasin” suresini okumakla meşgul oldum. Nergis ıstıraplı bir halde uyandı. Hemen yanına gittim “İsmullahi aleyki”[18] (Allah’ın ismi üzerine olsun) bir şey mi oldu? dedim. “Evet hala!” dedi. “Kendine hakim ol, heyecanlanma, bu sana haber verdiğim şeydir.” dedim. Bu esnada ben ve Nergis halsizleştik. Daha sonra efendimin sesiyle (Yeni doğan bebeğin) kendime geldim, elbiseyi üzerinden aldım ve O’nu secde ederken gördüm! Kucağıma aldım. O tertemiz bir haldeydi!

Bu esnada İmam Hasan Askeri (a.s) beni çağırdı: “Ey hala! Çocuğumu benim yanıma getir!” dedi. O’nu İmam Hasan Askeri’nin (a.s) yanına götürdüm... Kucağına aldı ve şöyle buyurdu:

 “Oğlum konuş! O’da konuşmaya başladı ve şöyle dedi: “Eşhedü Ella İlahe İllallah vehdehu La Şerike Leh ve Eşhedü Enne Muhammeden Resulullah” (Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur ve şehadet ederim ki Muhammed O’nun Resulü’dür.) sonra Emirü’l-Müminin’e ve diğer imamlara (a.s) selam gönderdi. Babasının ismine geldiğinde durdu. İmam Hasan Askeri (a.s) “Ey Hala! O’nu annesinin yanına götür O’na da selam etsin... dedi.

Hekime hatun şöyle devam etmiştir: Bir gün sonra on birinci imamın (s.a.a) yanına gittim ve selam verdim. Perdeyi kenara çektim mevlamı (İmam Mehdi’yi -a.f-) görmek istiyordum. Fakat O’nu göremedim. Değerli babasından “Canım sana feda olsun! Efendime ne oldu?” diye sordum. Hazret; “Ey hala” O’nu Musa’nın (a.s) annesinin Musa’yı (a.s) emanet ettiği kimseye (Allah’a) emanet ettim.” diye buyurdu.

Hekime şöyle eklemiştir: Yedinci gün olduğunda yine imamın (a.s) evine gittim, selam verdim ve oturdum. İmam (a.s); “Oğlumu yanıma getir.”diye buyurdu. Bende efendimi getirdim. İmam (a.s) “Oğlum konuş! dedi. Bebek (İmam Mehdi -a.f-) Allah’ın birliğine şahadet edip, Peygamber efendimize (s.a.a) ve yüce babalarına selam gönderdikten sonra şu ayeti okudu:

KAYNAK:

[11]- Kemaluddin, c.2, bab.41, s.132

[12] - Biharu’l-Envar, c.5, h.29, s.22 ve h.14, s.11

[13]- Biharu’l-Envar, c.5, h.7, s.21

[14]- Gaybet-i Tusi, h.478, s.470

[15]- Kemaluddin, c.2, bab.33, h.31, s.21

[16]- Künye; Arap dilinde bir çeşit isimdir ki “Eb” veya “Ümmü” ile başlar. Örneğin; Eba Abdullah ve Ümmü’l-Benin.

[17]- Maksat sabah ezanından önce ufukta görülen beyazlıktır.

[18]- Bu cümle “Bela senden uzak olsun” manasında kinayeli bir sözdür.