Abdullah Gürbüz (Abdullah Baba) Sohbetinde Hz.Mehdi
ABDULLAH BABA (ks) AZİZ HZ.LERİNİN
MEHDİ RESUL VE İSA (as) HAKKINDA GÖRÜŞLERİ
Konumuza Peygamber Efendimizin (sav) İbn-i Abbas (ra)’dan rivayet edilmiş bir hadisi şerifi ile başlamak istedik.
“Nasıl helak olur bir ümmet ki; Evvelinde Ben, sonunda Meryem oğlu İsa (as) ve ortasında da Ehl-i Beyt’imden Mehdi Âli Resul vardır (İmam Suyuti / Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, İ. Asakir / Hakim)”
Hadisten de anlayacağınız gibi bu bölümde Efendi Hz.lerinin Hz. Mehdi ve Hz. İsa (as)’ın zuhur etmeleri ile ilgili görüşlerine yer vereceğiz.
Mehdi ve İsa (as)’ın Allah-ü Teâlâ’nın izni ile ahir zamanda zuhur edecekleri ve tüm âleme İslam-ı hâkim kılacakları kaçınılmaz bir gerçektir.
Bu gerçek, gerek Ayetlerle, gerekse hadislerle bizlere bildirilmiş ve kendimizi buna hazırlamamız için telkinlerde bulunulmuştur.
Efendi Hz.’leri de bu gerçeğin üzerinde çok durmuş ve bunu kendisine tâbi olan dervişleri ile paylaşmıştır. Bizlerde O’nun engin görüş ve bilgilerini sizlerle paylaşmak istiyoruz.
Öncelikle konumuza “Ahir Zaman” kavramını, açıklamakla başlayalım.
Ahir zaman “Dünyanın son dönemi” anlamına gelmektedir. İslam’a göre ise “Kıyamete yakın bir zamanda yaşanacak dönemi” ifade etmektedir.
Kuran-ı Kerim’de ki işaretleri ve peygamber Efendimizin hadis-i şeriflerini, bir araya getirdiğimizde bu konu ile ilgili önemli sonuçlar ortaya çıkmaktadır.
Ayet ve hadisler ışığında, ahir zamanın iki safhalı olduğu görülmektedir. Birinci devre; dünyanın maddi ve manevi sorunlarla dolu olduğu dönem, bunun ardından gelecek ikinci devre ise; “Altınçağ” olarak adlandırılan, Kuran ahlakının ve her alanda üstün bir refahın yaşanacağı dönemdir. Dünyada Altınçağın da sona ermesi ile birlikte, çok hızlı sosyal ve ahlaki çöküş yaşanacak ve bundan sonraki dönemde kıyamet saatinin gelişi beklenecektir. Ahir zamanın en önemli olaylarından birisi Hz. Mehdi’nin varlığı ve er geç zuhur edeceğidir.
Alâeddin Ali B. Hişam Muttaki Hindi “Er –Reddü…” kitabında şöyle diyor:
“Allah’ın rahmeti sana olsun bil ki; vaat edilen Mehdi’nin var oluşunda hiç kuşku yoktur. Üç yüz hadis ve birçok eserde hatta daha fazlası ile bu kanıtlanmıştır.”
Ayrıca Şemseddin Muhammet B. Ahmet Sefareyni, bu konuda bir manzume yazmış bu manzumeye bir şerh (açıklama) yazmıştır. Aşağıda ki özet açıklaması bu şerhten alınmıştır.
“Kıyamet gününün en büyük alametlerinden birisi de hakkında tevatür (kuvvetli haber) derecesini aşacak derecede hadis bulunan bir kişinin zuhur edeceğidir. Bu kişi imamların sonuncusudur. Hz. Peygamber’den sonra peygamber olmayacağı gibi, ondan sonra da imam olmayacaktır. Bu imam Fâtıma oğullarındandır. Birçok hadis hafızları Mehdi’nin Peygamber soyundan olduğunu kabul etmişlerdir. Böyle mütevatir bir konuya sırt çevirmek yakışık olmaz. Hak ehlinin inancına göre, “Mehdi İsa Mesih’ten ayrıdır. Mehdi Mesihten önce zuhur edecektir”
Peygamber Efendimizin birçok hadis-i şerifi de bizlere Mehdi Âli Resul’ün mutlaka zuhur edeceğini müjdelemektedir.
Hz. İbni Mes’ud (ra) rivayetle; “Dünyanın ancak bir günlük ömrü kalsa Allah (cc) Hz.leri o bir günü uzatır ve Ehl-i Beyt’imden ismi ismime, babasının ismi babamım ismine uygun birini meydana çıkarır. O (Mehdi (a.s.)) da dünyayı adalet ve nefasetle doldurur. Daha önce zulüm ve cevr ile doldurulduğu gibi. (Ramuz el-Ehadis s.359/2)”
Hz. Ümmü Seleme (ra) rivayet etmiştir; “Mehdi benim Ehl-i Beyt’imden ve evladı Fâtıma’mdandır. (Ramuz el-Ehadis s.236/21)”
Mehdi Âli Resul ile ilgili daha birçok hadisi şerif mevcuttur. Rasulullah’ın (sav) bize ışık tutan diğer hadislerini konumuzda yeri geldikçe sizlere nakledeceğiz.
Neden Mehdi Diye İsimlendirilir?
Birçoğumuzun aklına Mehdi’nin neden “Mehdi” olarak adlandırıldığı sorusu gelebilir. Öncelikle “Mehdi” kelimesinin lügat anlamını verelim. Daha sonra da O’na neden “Mehdi” dendiğini büyük imamlarımızın cümleleri ile açıklamaya çalışalım.
Mehdi; Hidayete eren veya hidayete vesile olan ya da hususi ve şahsi bir tarzda Allah’ın hidayetine mazhar olan, kendisine cenab-ı Hak tarafından yol gösterilen anlamına gelmektedir.
Abdullah b. Şevzeb’de şöyle buyurmuştur; “Kuşkusuz ki Mehdi, Mehdi diye adlandırılmıştır. Çünkü O Şam dağlarından bir daha doğru yönlendirilir. Tevrat kitaplarını oradan çıkartır ve onlara dayanarak Yahudilerle münazara eder ve sonuçta bir grup Yahudi O’nun eliyle Müslüman olur”
Cabir bin Abdullah Ensari der ki;
“Her kim ona itaat ederse, Allah’a itaat etmiş, her kim ona karşı çıkarsa, Allah’a karşı çıkmış olur. O gizli bir emre doğru hidayet edeceği için O’nun adı Mehdi’dir. Tevrat’ı ve Allah (cc)’ın sair kitaplarını Antakya’da ki bir mağaradan çıkaracaktır. Tevrat ehli olanlar arasında Tevrat ile, İncil ehli olanlar arasında İncil ile, Zebur ehli olanlar arasında Zebur ile, Kuran ehli olanlar arasında ise Kuran ile hükmedecektir.”
Mehdi Âli Resul’ün Diğer İsimleri
Ömer b. Zahir rivayet ediyor:
Birisi İmam-ı Cafer-i Sadık’a:
— Kaim’e Emirel Müminin diye selam gönderebilir miyiz diye sordu.
İmam Cafer buyurdu:
— Hayır, Allah-u Teâlâ bu lakabı sadece Hz. Ali’ye vermiştir. Ondan önce ve sonra
kimse bu lakapla anılmaz.
Adam sordu:
— Peki, onu ne diye selamlayalım?
İmam Cafer şöyle cevap verdi:
— Selam olsun sana ey “Bakiyetullah” diyerek.
Birkaç hadisi şerifte Rasulullah’ın (sav) Mehdi Âli Resulü “Kaim” diye isimlendirdiğini gördük. Bununla ilgili açıklamayı yine bir rivayetle yapmaya çalışacağız.
Sakr. B. Ebi Delf rivayet ediyor;
İmam Muhammed Taki’nin şöyle dediğini duydum:
—Doğrusu şu ki Hz. Hasan’dan sonra Hak üzeri olan Kaim’dir. Ve O, muntazar (beklenilen) dir. Sordum:
—Allah’ın Resulü’nün torunu niçin “Kaim” adını almıştır. Buyurdu ki:
—Çünkü O, unutulmuş olduğu ve imamlığı kabul edenlerin çoğu kendilerine sırt çevirdikleri bir sırada kıyam edecektir. Sordum:
—Peki, O’nun “muntazar” (beklenilen) diye adlandırılmasının sebebi nedir? Buyurdu ki:
—Çünkü O, yaşamını gizli sürdürecek, bu pek uzun sürecek, gelişi pek uzayacak. Ancak ihlâslı kimseler ortaya çıkışını bekleyeceklerdir.
Mehdi Âli Resul’ün Fiziksel Özellikleri
Mehdi Alâ Resul’ün ne gibi fiziksel özelliklere sahip olacağını bizlere Hz. Ali (ra)’ın ağzından Ebu Vail nakletmiştir;
Emirel Müminin (ra) Hüseyin (ra) bakarak şöyle buyurdu;
—Benim bu oğlum seyyiddir. Rasulullah’da (sav) onu “seyyid” diye isimlendirmiştir. Ve Allah (cc) O’nun neslinden bir zat getirecek ki adı Peygamberin adıdır. Hem yüzü hem ahlakı peygambere benzer. Halkın gaflette olduğu ve hakkın ölüp, zulmün ortaya çıktığı zamanda zuhur edecek. Vallahi eğer vaktinden önce zuhur ederse onu öldürürler. Gökte olan ve yaşayanlar Onun zuhuruyla ferahlayacaklardır. O öyle bir adamdır ki; alnı geniştir, burnu hafif uzundur, karnı geniştir. Vücudu münasip ölçülerdedir. Sağ bacağında siyah bir iz vardır. Dişlerinin arası açıktır. Yeryüzü zulüm ve cefa ile dolduğu gibi, onu adaletle dolduracaktır. Arz ettim ki:
—Peki, O kimdir? Şöyle buyurdu:
—O kumral renklidir, gözleri çekiktir, hilal kaşlıdır, iki omuz arası geniştir. Alnında bir iz vardır, yüzünde ise bir ben vardır. O Mehdi’dir.
Peygamber Efendimiz de hadisi şeriflerin bir kısmında O’nun fiziksel özelliklerinden bahsetmiştir. Bunlardan birisini Hz. Ebu Umame (ra) nakletmiştir;
Buyurdu ki;
“İmam, benim evladımdan kırk yaşında, yüzü parlak bir yıldız gibi olan, sağ yanağında bir beni bulunan ve üzerinde iki kutvani aba olan bir kimsedir. (Ramuz el-Ehadis s.299/8)”
Diğer bir hadis-i şerifi ise Hz. Ebu Said (r.a.) nakletmiştir;
“Benim Ehli Beytimden bir adam yeryüzüne hâkim olmadıkça kıyamet kopmaz. Onun alnı açıktır, kemer burunludur. (Ramuz el-Ehadis s.477/8)”
Mehdi Ala Resul Ne Zaman Ve Nasıl Zuhur Edecektir?
“Ve istiyoruz ki yeryüzünde zayıflatılanlara lütfedelim, onları önderler yapalım, onları mirasçılar kılalım” (Kasas / 5)
Bu Ayet-i Kerime ile ilgili İmam Muhammed Bâkır ve Cafer-i Sadık şöyle buyurmuşlardır;
“Bu ayet ahir zamanda zuhur edecek olan, zalim ve firavunları yok edip yeryüzünde doğudan batıya kadar hüküm sürecek, zulümle dolmuş iken adaletle dolduracak olan Emir sahibine aittir. (O’nun hakkında nazil olmuştur.)”
Allah (cc) mümin kullarını hiçbir zaman mahzun ve kederli bırakmaz. Müminler sıkıntı ve zulüm ile karşılaştıklarında onları feraha erdirecek ve refaha kavuşturacak kurtarıcılar yollamıştır. Mehdi Âli Resul’de bu kurtarıcılardan birisidir. O peygamber olarak değil sadece Peygamberimizin (sav) vekili olarak gelecektir.
O’nun zuhur edeceği dönem ile ilgili İslâm Peygamberi (sav) Hz.leri şöyle buyurmuştur:
“Ne zaman, adaletsiz hâkimlerin eliyle zulüm ve haksızlık, hile ve dolandırıcılık, tüm insanları ezmeye başlarsa, benim temiz ailemden, benim ismim ve nişanımı taşıyan Semavi bir kurtarıcı kıyam edecek ve huzur her yere yayılacaktır. (Bihar'ul-Envar)”
Amira bint-i Nufeyl der ki:
— İmam Hüseyin (ra) şöyle buyurduğunu duydum;
“Sizler birbirinizden uzak olduğunuzu söylemedikçe, birbirinizin yüzüne tükürmedikçe, birbirinize kâfir demedikçe ve bir birinize lanet okumadıkça, beklediğiniz (Hz. Mehdinin zuhuru) vuku bulmayacaktır.” Arz ettim ki:
—Öyleyse o zamanda hiçbir hayır yoktur. Buyurdu ki:
—Hayrın hepsi o zamandadır. Kaim kıyam edecek ve bunların hepsini ortadan kaldıracaktır.
Süleyman bin Bilal der ki; Hz. Hüseyin (ra) şöyle buyurduğu nakledilmiştir;
Bir gün adamın biri Hz. Ali’nin yanına gelerek:
-Ey Emirel Müminin! Bize Mehdi (as)’dan bahseder misiniz? Diye sordu. Hz. Ali şöyle buyurdu:
—Gitmesi gerekenler gidip de müminler azaldığında ve fitneler gittiğinde işte orada. (yani uzak bir yerde zuhur edecektir.)
Ahmet b. Muhammed b. Münzir rivayet ediyor:
Hz. Ali oğlu Hz. Hasan buyurdu:
—Dedem Rasulullah’a (sav) sordum: Ehl-i Beyt’ten olan Kaim ne zaman zuhur edecektir? Buyurdu:
—Ya Hasan! Kuşkusuz ki onun zuhuru kıyametin oluşuna benzer… O göklere de yere de ağır gelmiştir. O size ansızın gelecektir. (Kıyametin aniden meydana geleceği gibi Mehdi (as)’da aniden zuhur edecektir.)
Buraya kadar ki bölümde Mehdi Âli Resul’ün ne zaman zuhur edeceğine dair hadis ve rivayetleri nakletmeye çalıştık. Şimdi de nasıl zuhur edeceğini konusuna değinmek istiyoruz.
“Eğer istersek, onlara semadan bir mucize indiririz de ona boyunları eğilip kalır” (Şuara / 4)
Bu Ayetin nazil oluşu ile ilgili olarak İmam-ı Cafer-i Sadık şöyle buyurmuştur;
“Kaim (Mehdi) kıyam etmeden önce gökten biri seslenir. Bu sesi perde arkasındaki kadında, doğudaki ve batıdaki tüm insanlar duyar. Şu Ayet bu konuda nazil olmuştur. “İstersek onlara… ve onların boyunları eğilip kalır”
Bu konuya işaret eden hadis-i şerifler şöyledir:
Naim Hz. Ali’den (ra) rivayet etmiştir;
“Semadan bir münadi “Hak Al-i Muhammed’dedir” şeklinde bağırdığı zaman Mehdi zuhur eder, herkes sadece O’ndan konuşur, O’nun sevgisini içer ve O’ndan başka bir şeyden bahsedemezler. (İmam Suyuti / Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman)”
“Çok yaygın ve sona ermesi mümkün görülmeyen bir fitne çıkacak ve bu fitne semadan üç kez “Emir Mehdi’dir, gerçek O’dur” şeklindeki bir nidaya kadar sürecektir. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar)”
“Gökten şöyle bir ses duyulacak; “Ey insanlar, artık Allah cebbarları, münafık ve yardımcılarını sizden uzaklaştırdı. Ümmeti Muhammed’in en hayırlısını başınıza getirdi. (Muhammed B. Resul El-Hüseyin El Berzenci / Kıyamet Alametleri)”
“O günün alameti; Semadan bir el uzanacak ve insanlar ona bakacak ve göreceklerdir. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar)”
Esma binti Umeys’ten rivayet edilmiştir;
“O günün alameti semadan uzatılmış ve insanların kendisine bakıp durduğu bir El’dir. (İmam Suyuti / Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman)”
Hadis-i şerifte geçen “El” keyfiyeti bilinmeyen bir gücü simgelemektedir. Bu “El’in” bizim bildiğimiz manada bir el olmadığını biliyoruz. Bu konuyu bir Ayeti Kerimenin meali ile açıklamaya çalışalım.
“Şüphesiz sana biat edenler, ancak Allah’a biat etmişlerdir. Allah’ın eli, onların ellerinin üzerindedir… (Fetih / 10)”
Yukarıda ki Ayet müteşabih yani Kuran-ı Kerim’in değişmeceli manalara gelen ayetlerindendir. Bu Ayetteki “El” Allah’ın kudreti, tasarrufu manasına gelmektedir. Aynı şekilde yukarıdaki hadislerle bahsedilen “El” de bunun gibi farklı manada kullanılmış mecazi bir ifadedir.
Allahuâlem semadan yayılan televizyon yayınına ait dalgalar bir nevi el gibi bir güç oluşturmaktadır. Bu el hemen her eve uzanır ve herkes tarafından görülebilir. “İnsanlar ona bakacaklar ve görecekler” cümlesi de bu hususa işaret etmektedir.
Şunu belirtelim ki; Bediüzzaman Said Nursi Hz.leri aynı manada şunları söylemektedir:
“Rivayetlere göre, Deccal çıktığı gün de bütün dünya işitir. En iyisini Allah (cc) bilir. Bu rivayetler tamamen sahih olmak şartı ile açıklaması şudur: Bu rivayetler mucizane haber verir ki, “Deccal zamanında haberleşme araçları o derece terakki edecek ki, bir hadise bir günde umum dünyada işitilecek. Rayda il bağırır, doğu-batı işitir ve gazeteler okunur… Diye zuhurundan on asır evvel telgraf, telefon, radyodan mucizane haber verilmektedir.”
Yukarıdaki hadis ve rivayetlerden de anlaşılacağı gibi Mehdi Âli Resul halk tam zuhurundan ümidi kestiği anda zuhur edecektir. Onun zamanında yaşayıp ona yardım edenlere ne mutlu! Ona düşmanlık besleyip, ona ve onun emrine karşı çıkanlara ve onun düşmanlarından olanlara eyvahlar olsun!
Elbette ki her şeyin doğrusunu Allah Azze ve Celle bilir.
Mehdi Âli Resulün Çıkışının Bazı Alametleri
Bedr bin Halil-i Esedi şöyle buyurmuştur; İmam Muhammed Bakır(as) yanına oturmuştur. Mehdi Ala Resul’ün zuhurundan önce vuku bulacak iki alamet söyledi:
— Bu alametler Allah (cc) Âdem’i yere indirdiğinden beri vuku bulmamıştır. O iki alamet şudur ki, Ramazan ayının yarısında güneş tutulacak ve son gününde ise ay tutulacak. Orada bulunan bir adam şöyle dedi:
— Ey Rasulullah’ın oğlu! Tam tersine Ramazanın ayının yarısında ay, sonunda ise güneş tutulmalıdır. Bunun üzerine Muhammed Bakır (as) şöyle buyurdu:
— Ben ne söylediğimi daha iyi bilirim. Bu iki alamet Âdem’den beri vuku bulmamıştır.
Sonra şöyle buyurdu; “Kaim zuhur etmeden hemen önce halkta şiddetli korkular olacak. Halkın başına felaketler, fitneler ve belalar gelecek. Ve ondan önce taun hastalığı (veba) yayılacak. Arapların içinden keskin bir kılıç çıkacak. Halk şiddetli ihtilaflara düşecek. Dinlerinden tefrikaya düşecekler ve halleri çok değişecek. Öyle ki durumun korkunçluğunu ve halkın birbirini yediğini görenler sabah, akşam ölümü arzulayacaklar” İmam-ı Muhammed Bakır Hz.leri sözlerine şöyle devam etti:
— Sonra Hz. Ali uzun bir hikâyeden sonra şöyle buyurdu; “İşte binlerce insan teçhizatını kuşanıp da herkes gruplara aynlınca ve birkaç öldürüldüğünde orada bir başkası kıyam edecek ve fitneler çıkacak. Kâfirler helak olacak. Sonra arzulanan Kaim kıyam edecek. Onundur şeref ve fazilet. O senin oğlundur ey Hüseyin. Onun gibi evlat yoktur. İki rüknün arasında zuhur edecek ve iki eski elbisenin arasında insanlara ve cinlere galip gelecek. Ve hiçbir yeri ekilmemiş bırakmayacak. Onun zamanına ulaşanlar ve ona katılıp onun günlerini görenlere ne mutlu…”
Muhyiddin Arabî (ks)Aziz Hazretleri de aşağıdaki izahında Mehdi Resulün dokuz özelliğini saymaktadır. Dikkat edilirse, bunların hiçbiri, nakil ilminde olmayan, daha ziyade hikmet, anlayış, ledün gibi vehbi ilme ait özellikleri, taşımaktadır.
1. Basiret sahibi olması
2. İlahi Kitabı anlaması
3. İlahi Kelam’ın manasını bilmesi
4. Tayin edeceği kimselerin hal ve hareketlerini bilmesi
5. Öfkelendiğinde bile merhamet ve adaletten ayrılmaması
6. Varlıkların sınıflarını bilmesi
7. İşlerin girift (yani karışık) taraflarını bilmesi
Çünkü bunlardan haberi olan bir lider vereceği hükümlerde yanılmaz. Mehdi kıyas ilmini onunla hükmetmek için değil, ondan kaçınmak için bilir. Çünkü verdiği hüküm doğru bir ilham neticesi olacak. Yani Hz. Muhammed (sav)’in getirdiği şeriat üzere hükmedecek. Bu
sebepledir ki Peygamber (say) onu vasfederken “Benim izimi takip edecek, hataya düşmeyecek” demiştir. Bundan anlıyoruz ki, Mehdi, şeriat sahibi değil, şeriata uyandır. Yani yeni bir din getirmeyecek. Var olan İslam dininin kurallarına uyacaktır.
8. İnsanların ihtiyacını iyi anlaması
Çünkü Allah(cc) onu, insanların her türlü işlerini görmesi için diğer insanlar üzerine seçmiştir. Liderlerin davranış ve faaliyetleri de, kendilerinden ziyade, halkın nıenfaatine göre olmalıdır.
9. Bilhassa kendi zamanında ihtiyaç hissedilen gaibi ilimleri öğrenmiş olması. Çünkü ancak o sayede yeni yeni zuhur edecek meseleleri halledebilir.
Mehdi Âli Resul’ün vazifeyi almasından sonra, Allah-ü Teâlâ Hz.leri yeryüzüne Hz. İsa(as)mı da gönderecek. Zira Isa (as)’ın yeryüzüne dönüşü, Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de haber verilmiştir. Allah(cc) inkârcıların Hz. İsa’yı öldürmelerine izin vermemiş, onu kendi katına, yükseltmiştir.
İsa Peygamberi öldürmek için tuzak kuran inkârcıların onu kesinlikle öldüremedikleri bir Ayette şöyle vurgulanır:
Ve “Biz, Allah’ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa’yı gerçekten öldürdük” demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazhğa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler. (Nisa/157)
Hz. İsa’nın ölmediği insanların yaşadığı boyuttan alınarak, Allah katına yükseltildiği başka bir Ayette şöyle bildirilir:
“Hayır; Allah onu kendine yükseltti. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Nisa— 158)
Al-i İmran Suresi’nin 55. Ayetinde, Allah (cc) şöyle buyurmuştur; “Ey İsa, ben senin canını alacağım, senin adını şanını, sevgini kendime yükselteceğim, seni inkâr edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları da kıyamet gününe kadar, inkâr edenlerin üzerinde tutacağım”
Günümüzden 2000 yıl kadar önce Hz. İsa’ya tabi olan havarilerin hiçbir siyasi güce sahip olmadıkları tarihi bir gerçektir. Bu dönem ile günümüz arasında yaşayan ve kendilerini Hıristiyan olarak adlandıranların ise başta teslis (üçleme) olmak üzere pek çok sapkın inancı savundukları, dolayısıyla gerçek anlamda İsevi olarak tabir edilemeyecekleri de açıktır. Çünkü Kuran’ın birçok Ayetinde teslise inananların inkâra saptıkları ifade edilir. Nisa suresinin 171 Ayeti Kerime’si buna apaçık delildir “Ey kitap ehli, dininizde taşkınlık etmeyin ve Allah hakkında gerçek olmayan şeyleri söylemeyin! Meryem oğlu İsa Mesih sadece Allah’ın elcisi, O’nun Meryem’e attığı kelimesi ve O’ndan bir ruhtur. Allah’a ve elçilere inanın. (Allah) “üçtür “ demeyin. Kendi yararınıza olarak, buna son verin. Çünkü Allah, yalnız bir tek ilahtır. Hâşâ O, çocuk sahibi olmaktan yücedir, münezzehtir. Göklerde ve yerde olanların hepsi o’nundur. Vekil olarak Allah yeter.” O halde kıyamet saati öncesindeki bir dönemde, inkârcılara üstün gelecek, gerçek İseviler ortaya çıkacak Al-i İmran Suresi’ndeki İlahi vaat de böylece tecelli edecektir. Kuşkusuz müjdelenmiş bu topluluk, Hz. İsa’nın yeryüzüne dönüşüyle kendini gösterecektir.
Kur’an-ı Kerimde İsa (as) yeryüzüne indikten sonra ehl-i kitaptan olanların ona inanacağı hakkında haber verilmiştir.
“Andolsun, Kitap Ehli’nden, ölmeden önce ona (Hz. İsa’ya) inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet günü, O (Hz. İsa) da onların aleyhine şahit olacaktır. (Nisa — 159)
Bu Ayetten açıkça anlaşılmaktadır ki, Hz. İsa ile ilgili olarak henüz gerçekleşmemiş olan üç İlahi vaat vardır. İlk olarak, İsa Peygamberin her insan gibi yaşadıktan sonra öleceği bildirilmektedir. İkinci vaat, tüm Ehli Kitap’ın onu cismani olarak göreceği ve ona yaşarken itaat edeceğidir. Şüphesiz söz konusu bu iki haber de Hz. İsa’nın kıyamet öncesindeki gelişinde gerçekleşecek olaylardır. Ayetteki üçüncü haber olan Hz. İsa’nın Ehli Kitap hakkındaki şahitliği de kıyamet gününde gerçekleşecektir. Peygamber (say) Efendimiz de Hz. İsa’nın dönüşünü müjdelemiştir. Hz. İsa’nın dünyaya tekrar gelişi ile ilgili Peygamberimizin de birçok hadisi bulunmaktadır. İslam âlimlerinden Şevkani, Hz. İsa’nın dönüşüne dair 29 hadis olduğunu, bu hadislerin içerdiği bilgilerin de yanlış olma ihtimalinin bulunmadığını belirtmiştir. (Sünen-i İbn-i Mace, 10/338)
Bu konudaki bazı hadisler şöyledir:
“Hayatım elinde olan Allah’a yemin ederim ki Meryem oğlu (İsa Aleyhisselam)’ın adil bir hâkim olarak sizin içinize inmesi muhakkak yakındır.” (Sahihi Müslim)
“İsa bin Meryem adil bir hâkim ve adaletli bir imam (devlet başkanı) olarak inmedikçe kıyamet kopmayacaktır.” (Sünen-i İbn-i Mace, 10/340)
Peygamberimiz Hz. İsa’nın geldiğinde, yapacaklarını da şöyle ifade etmiştir:
“İsa bin Meryem iner, kırk yıl Allah’ın kitabı ve benim sünnetimle hükmeder, vefat eder.” (İmam Suyuti / Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman)
“İsa bin Meryem benim ümmetim içinde; adaletli bir hâkim ve (yönetimde) adil bir imam olacak, haçı kırıp ezecek ve domuzu öldürecektir... Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır. Din birliği de olacak, artık Allah’tan başkasına tapılmayacaktır.” (Sünen-i İbn-i Mace, 10/334)
Hz Ebu Hureyre (ra) Peygamber Efendimizin İsa (as)’n vasıflarını ve devrindeki durumu anlatan hadisi şerifi bizlere şöyle nakletmiştir.
“Peygamberler, baba bir ana ayrı kardeşlerdir. Dinleri de birdir. Meryem oğlu İsa (as)’da benim kardeşimdir. Ve aramızda başka peygamber yoktur. O, tekrar yeryüzüne gelecektir. Onu gördüğünüzde tanırsınız. Orta boylu, kırmızı beyaz renkli bir zattır. Üzerinde Mısır kumaşından iki parçalı bir elbise vardır. Su isabet etmediği halde başında damlalar görülür. Putu kırar, domuzu öldürür, cizyeyi kaldırır ve milleti İslam’a davet eder. İslam’dan başka din kalmaz. Aslanlar develerle, kaplanlar sığırlarla, kurtlar koyunlarla dolaşıp otlarlar. Ve çocuklar yılanlarla oynarlar. Ve hiç binde diğerine zarar vermezler. O kırk sene yaşayacak ve ölecektir. Cenazesini Müslümanlar kaldıracaktır. (Ramuz el-Ehadis – s.191/5)”
Üstadımız Abdullah Baba (ks) Aziz Hz.leri de bizlere ahir zamanda zuhur edecek olan bu önemli konular hakkında Cenabı Zülcelâl Hz.lerinin kendisine bahşetmiş olduğu “ledünni ilim” ile vuku bulacak hadiselerle ilgili pek çok bilgiler vermiştir. Asrımızın mana Sultanı mübarek ağzından dökülenlere şöyle bir misal vererek başlamışlardır:
Zamanın birinde ülkenin hükümdarı olan padişah, bir rüya görür. Bu rüyanın tabir olması için sarayda ki bütün âlimleri ve ülkenin ileri gelen bilginlerini çağırır. Hepsi padişahın huzurunda bekleşirler. Padişah içeri girer ve orada bulunan âlimlere şöyle der:
— Kıymetli Hocalar, ben bir rüya gördüm sizden bu gördüğüm rüyanın tabirini yapmanızı istiyorum, lakin gördüğüm rüyamı anlatmayacağım, siz hem gördüğüm rüyanın ne olduğunu, hem de yorumunu yapacaksınız bunu yapabilecek olanınız var mı? Âlimler:
— Padişahım eğer rüyanızı anlatırsanız yorumlayabiliriz, yoksa sizin gördüğünüz rüyayı, bizlerden bilen yoktur, derler.
Bunun üzerine padişah âlimleri gönderir ve bütün halka duyuru yaptırır, duyuruda; “Kim padişah in gördüğü rüyayı bilir ve tabir ederse, ona türlü şekilde ikramlar ve altın verilecek” denmektedir.
Bu haber kısa zaman da ülkenin her tarafına yayılır, lâkin rüyayı tabir edecek bir kişi dahi çıkmaz. Bu arada o ülkede yaşayan çok fakir bir kimse, bu haberi duyunca, yoksulluktan kurtulmak ve çocuklarına günlerdir bir şeyler alıp yedirememenin verdiği sıkıntı ile kendi kendine bir oyun düşünür ve hanımına şöyle der:
— Hanım bak, durumumuz çok kötü, günlerdir ne bizim nede çocuklarımızın ağzına bir lokma yiyecek girmedi. Padişah gördüğü rüyasını bilip, tedbir edene pek çok ikramlarda bulunacağını söylüyor. En iyisi padişaha gidip: “Ben sizin gördüğünüz rüyayı biliyorum lakin söylemeden önce evime şu kadar para ve şu yiyecekler gitsin” diyeyim. Onlar yiyecekleri ve paraları size getirirler hiç olmazsa siz bu açlıktan sefaletten kurtulursunuz. Ben de sonra; “Ben sizin rüyanızı bilmiyorum yalan söyledim” derim. Benim kellemi keserler, ama hiç olmazsa siz rahat yaşarsınız, der. Hanımı ile vedalaşır. Yolda düşünceli bir halde yürümeye başlar. Su üzerine kurulmuş bir köprüden geçmek üzere iken, birden karşısına bir derviş çıkar. Fakir adama
— Ey Padişah in yanına giden kişi, ben padişahın ne rüya gördüğünü biliyorum. İstersen sana anlatırım lakin bir şartla, der.
Fakir adam heyecan içinde hemen dervişin yanına gelip:
— Ne olur padişahın gördüğü rüyayı bana da söyle diye yalvarır.
Derviş:
— Bir şartla söylerim, deyince Fakir adam şartının ne olduğunu sorar. Derviş cevaben:
— Padişahtan alacağın paraların yarısını bana verirsen o zaman sana anlatırım. Seni dönüşte burada bekleyeceğim, der. Fakir adam sevinçli bir halde:
— Tamam, kabul ettim hadi anlat, diye cevap verir. Derviş:
— Padişah rüyasında gökten farelerin yağdığını gördü. Bunun tabiri ise; “Ülkede hırsızlık ve dolandırıcılığın artacağı ve buna önlem alması gerektiğidir.” Var git padişaha anlat dönüşte seni burada bekliyorum, der. Fakir adam koşa koşa doğruca saraya gelir Padişahın huzuruna çıkar, padişaha;
— Padişahım, siz rüyanızda gökten farelerin yağdığını gördünüz, deyince, Padişah bir anda irkilir:
— Evet, doğru, diye cevap verir. Fakir adam devam eder:
— Padişahım ülkede aşırı şekilde hırsızlık ve dolandırıcılık artacak, rüşvet artacak. Bu rüyanın tabiri budur. Siz buna karşı tedbirinizi almalısınız, der.
Padişah rüyası tabir olununca memnun olur. Fakir adama çeşitli ziynetler ve ikramlarda bulunur ve gönderir. Fakir adam sevinçli bir halde evine dönerken, birden dervişe verdiği söz aklına gelir ve kendi kendine; “Yahu sanki benim yanımda mıydı nerden bilecek ne olduğunu? Hem onunla paramı neden paylaşayım ki deyip niyetini bozar. Ve yolunu değiştirip, evine gelir. Aradan uzun bir zaman geçer. Bir gün evine padişahın adamları gelir. Fakir adama şöyle derler:
— Padişahım izin size selamı var. Kendisi bir rüya daha görmüş. O rüyayı da anlatmanız için sizi saraya bekliyor. Fakir adam korku içersinde:
— Baş üstüne, ben yarın padişahın huzuruna gelirim, der. Padişahın adamlarını gönderir. Fakat kendisini bir telaş alır. Hanımına:
— Hanım halimiz perişan, padişah bir rüya daha görmüş, benden rüyasını anlatmamı istiyor. İlk gördüğü rüyayı da ben bilmiyordum, bana bir derviş anlatmıştı. Ben o dervişi nereden bulacağım? Zaten dervişe verdiğim sözüde tutmadım. Onu atlattım, şimdi ne yapacağım? Padişah beni öldürür, der.
Ertesi gün gayet perişan bir halde sara ya giderken, bir bakar derviş yine ordadır. Çok sevinir. Hemen dervişin yanına gider. Ağlar sızlar:
— Hata ettim, ne olur bu sefer söz sen rüyayı bana anlat, paranın yarısını sana vereceğim yeter ki beni şu dertten kurtar, deyince, derviş peki o zaman deyip rüyayı anlatır:
— Padişah bugün gökten kılıçların ve ateşlerin yağdığını gördü. Bu çok büyük bir savaşın olacağına delalet ediyor ona göre hazırlansın. Var gir anlat padişaha, der.
Fakir adam doğru saraya gider Padişah kendisini karşılar, buyur eder. Fakir adam:
— Padişahım bu sefer rüyanızda, gökten kılıçların ve ateşlerin yağdığını gördünüz. Çok büyük bir savaş çıkacak dikkatli olun, der. Padişah bu cevabın karşısında çok memnun olur. Türlü, türlü ziynetler vererek. Adamı uğurlar. Fakir adam saraydan, mutlu bir halde ayrılır. Fakat dervişe verdiği söz aklına gelir, nefsi yine galebe çalar ve “Aman canım, geçen sefer de vermedim. Bir şey olmaz” deyip yine başka bir yoldan evine varır. Padişahın verdiği ile yiyip içerler. Aradan günler haftalar geçer. Belli bir zaman sonra, padişahın adamları tekrar gelirler. Padişahın bir rüya daha gördüğünü kendisini saraya beklediğini haber verirler. Adamı bu sefer tarifsiz bir korku alır:
— Bu sefer beni kesin öldürürler, bana rüyaları anlatan dervişi nerde bulurum? Hem bulsam bile iki defa onu atlattım, yalan söyledim. Bana bir daha hiçbir şey anlatmaz ki. Artık bu sefer kurtuluşum yok, diyerek, hanımı ile helalleşir perişan bir halde saraya doğru yola çıkar bu arada da dervişin karşısına çıktığı yerlere bakam, acaba yine gelir mi? diye. Fakat ortada kimse yoktur artık tamamen ümidini kesmiştir. Sarayın kapısının önüne kadar gelir. Tam içeri girecekken, dervişi kapının yanında görür. Yalvara yakara:
— Ne olur bu sefer söz, ne dersen tamam, yeter ki rüyayı anlat. Çok pişmanım, yoksa padişah beni öldürecek. Söz veriyorum, istediğini vereceğim, diye yalvarır. Derviş:
— Peki, o zaman anlatayım bakalım padişah bu sefer de rüyasında gökten Mushaf-ı Şeriflerin yağdığını gördü. Bu bolluk ve berekete işarettir. Memleketin İslam’la yönetileceğine, saltanatının devam edeceğine, ülkenin çok zenginleyeceğine işaret ediyor. Var git anlat, padişaha. Yalnız bu sefer, kapının önünde seni bekliyorum. Dışarı çıktığında aldıklarını pay edeceğiz, der. Fakir adam çok mutlu bir şekilde:
— Tamam, der. Ve padişahın huzuruna gelip rüyasını anlatıp ve yorumunu yapınca, padişah çok memnun olur. Fakir adama:
— Ziynet ve paraların dışında ne istersen söyle yapayım, deyince, hemen aklına dışarıda kapıda bekleyen derviş gelir. Onun yaptığı o kadar iyiliği nefsi unutturur, hemen padişaha:
— Padişahım sizden. “Bu kişi istediği adamı öldürebilir, fakat kimse bu adamı öldüremez” yazılı bir ferman yazmanızı ve levha boynumda asılı olarak dolaşmama müsaade etmenizi istiyorum, der. Padişah kabul eder, ferman yazılır, adamın boynuna asılır. Adam gayet kendinden emin bir halde saraydan çıkar. Derviş kapıda beklemektedir. Yanına gelir ve dervişe:
— Bak boynumda asılı olana ne yazıyor artık bana hiçbir şey yapamazsın, beni kimse öldüremez, deyince, derviş hafif bir tebessüm ederek, adama:
— Be hey gafil seni neden öldüreyim ki? Eğer bu para/arı kendim almak istese idim, sana neden anlatayım. Gider kendim anlatırdım, para/arı da ben alırdım. Ben seni imtihan ettim, denedim, ama sen nefsine uydun. İmtihanı kaybettin. Der.
Üstadımız Abdullah Baba (ks) Hz.leri bu kıssayı anladıktan sonra şöyle buyurdular;
“Bu kıssada anlatılan tüm ahir zaman alametleri günümüzde görülmektedir. Rüşvet, yolsuzluk, hırsızlık en son safhaya geldi. Her taraflı gayri ahlaki çöküntü almış başını gidiyor. Manevi değerlerden uzaklaşmış olan nesil anne ve babaları tarafından müdahale edilecek aman çocuklarımız dini unutuyor din elden gidiyor çocuklarımıza İslâm bilgiler verilsin diye o yöne doğru sevk edecekler. Bunun arkasından Çok büyük savaşlar olacak ve çok kan dökülecek. Ve nihayetinde İnşallah, Din-i Mübin-i İslâmiyye Mehdi Ali Resul ile şahlanacak.”
Ardından ahir zaman da Mehdi Ali Resul’ün zuhuru ile ortaya çıkacak hadiseleri şöyle anlattılar:
— Peygamber Efendimiz (sav) hadis-i şeriflerinde, “Beni Asfar zuhur etmeyince Mehdi çıkmaz” buyurmuştur. Burada “ Asfar” teriminin Türkçe karşılığı “Kâfirlere uşaklık eden onların hizmetinde olan” manasını taşımaktadır. Günümüzde bu görevi masonlar yapmaktadır.
Şu anda Mehdi Âli Resul henüz kendisinin Mehdi Ali Resul olduğunu ve maneviyattaki derecesini bilmiyor. Ancak Allahü Teâlâ Hz.leri vakti geldiğinde, onun Mehdi Ali Resul olduğunu inanan, gerçek müminlerin kalbine bildirecektir.
Rasulullah’ın (say) bu konu ile ilgili bir hadis-i şeriflerini, İbn-i Mes’ud bizlere şöyle nakletmiştir;
“Ticaret yollarının kesildiği ve fitnelerin çoğaldığı, zaman, muhtelif beldelerden yedi âlim her birinin beraberinde üç yüz on küsur kişi olduğu halde, birbirlerinden habersiz bir şekilde Mekke’de bir araya gelirler. Biri diğerine:
— Burada ne arıyorsunuz? diye sorar. Oda şöyle cevap verir:
— Biz O şahsı (Mehdiyi) aramak için geldik ki, fitneler O’nun eliyle sönebilir, Konstantiniyye Onunla fethedilir. Biz onun Mekke’de olduğunu da biliyoruz. Bu yedi âlim bu konuda birleşirler. O’nu ararlar ve Mekke’de bulurlar. Ve kendisine:
— Sen falan oğlu falansın, derler. O ise:
— Ben sadece Ensar’dan birisiyim, der. Onların elinden kurtulur. O’nu tanıyan ve bilenlere anlatırlar bunun üzerine:
— Aradığınız sahibiz, O’dur ve Medine’ye gitmiştir denilir. Bu defa O’nu Medine’de ararlar, hâlbuki O tekrar Mekke’ye dönmüştür. O’nu tekrar Mekke’de bulurlar yine:
— Sen Falan oğlu falansın, annen de filan kızı filandır, sende şu alametler vardır, birinci defa bizden kurtuldun. Uzat elini de sana biat edelim, derler.
Bunun üzerine O yine:
— Ben aradığınız değilim, der ve tekrar Medine’ye gider. Medine’de yine aranınca tekrar Mekke’ye döner. Mekke’de kendisini Rükûn’da bularak şöyle derler:
— Eğer biatlerimizi kabul etmezsen, bizi aramakta olan ve başında Haddam’dan birisinin bulunduğu süfyani ordusuna karşı korumazsan, günahlarımız senin üzerine ve kanlarımız da boynuna olsun, derler. Bunun üzerine Mehdi Ali Resul Rükûn ile Makamı arasına oturur ve elini uzatarak biatleri kabul eder. (İmam Suyuti / Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman)”
Ümmü Seleme (ra)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (say) şöyle buyurmuştur:
“Halifenin ölümü anında ihtilaf olur. Medine halkından bir kişi koşarak Mekke’ye çıkar. Mekke halkından bir gurup O’nu kendisi istememesine rağmen, bulunduğu yerden çıkarırlar. Hacer-ül Esved’le Makam-ı İbrahim arasında O’na biat ederler. (Sünen-i Ebu Davud, El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar)”
Buna benzer birçok hadis-i şerif nakledilmiştir. Ve hepsinde en dikkat çeken husus şudur ki; Biatler Mehdi Ali Resul kendisi istemediği halde yapılacaktır. Bu da bize gösteriyor ki Mehdi Ali Resul kendisini hiçbir zaman mehdi olarak ilan etmeyecektir. İnsanların gelip “alametler sen de bulunuyor” demelerine rağmen o yinede bu görevi kabul etmeyecektir. Çünkü bu görev pek ağır sorumluluk istemektedir. Halife, bütün Müslümanlardan ve koruması altında yaşayan tüm Ehl-i Kitaptan Allah-ü Teâlâ’ya karşı sorumludur. Rasulullah (sav) bu sebeple göreve talip olanları dikkatlice uyarmıştır. Bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur. Ebu Said; Abdurrahman b. Semure (ra)’dan; Günün birinde Peygamber Efendimiz (say) bana hitaben şöyle buyurdu:
“Ey Abdurrahman memuriyet isteme, çünkü kendin istemeden memuriyete tayin olursan, Allah’tan yardım görürsün. Eğer kendi arzunla tayin otursan o vazife ile baş başa kalırsın. (Buhari, Müslim)”
Mehdi Ali Resul’ün halife olacağı Allah-ü Teala tarafından Rasulullah’a (sav) bildirilmiştir. Rasulullah (sav) bunun üzerine Mehdi Âli Resul için “Halifetullahtır” (Allah’ın Halifesidir) buyurmuştur (Ramuz el-Ehadis s.48/1). Ancak Mehdi Ali Resul zuhur ettiğinde âlimlerin oybirliği ile halifeliğe seçilecektir. Bundan sonra da biatleri kabul edecektir.
Allah her şeyin en iyisini, en doğru bilendir.
Mehdi Ali Resul hâlâ tahsiline devam etmektedir. Üstadımız bir defasında:
Evladım insanlara Mehdi şu desem, kimse inanmaz. Hatta “Âlim” diye bilinen pek çok insan ona karşı gelecek muhalefet edecek, buyurmuşlardır.
İmam-ı Cafer-i Sadık Hz.leri de bu konu ile ilgili şöyle buyurmuştur; “Doğrusu Kaim’imiz kıyam ettiğinde, Rasulullah’ın cahiliyet dönemindeki halktan gördüğü muamelelerden daha şiddetlisi ile karşılaşacaktır.
— Bu nasıl olacak diye sorulduğunda, şöyle buyurmuştur.
— Rasulullah geldiğinde halk taşlara, kaya parçalarına ve tahta parçalarına tapıyordu. Ama Kaim’imiz kıyam ettiğinde halk Allah’ın Kitabını kendilerine göre yorumlayarak, O’na delil olarak gösterecekler. O’na karşı Kuran üzerinde savaşacaklar. Sonra şöyle buyurdu:
— Allah’a andolsun ki tıpkı sıcak ve soğuğun evlerine girdiği gibi, O’nun adaleti de onların evine girecektir.”
Ardından Abdullah Baba Hz.leri şöyle devam ettiler: İsrail Suriye’yi almadıkça Mehdi çıkmayacak. Daha sonra İsrail Hatay’dan vuracak. Orada bulunan Amik Ovası kan gölüne dönecek. Amik Ovasında olacak bu savaş birçok hadis-i şerifle de bildirilmiştir. Hz. Hüseyin (ra) rivayet ettiği hadis şöyledir;
“İnsanlar için üç temerrüz (toplanma) noktası vardır. Antakya Amik ovasında olan melhame-i Kübra’da (Büyük Muharebe) toplanma merkezi Şam olur. Deccal vakasında merkezi Kudüs, Ye’cüc hadisesinde Turi Sina… (Ramuz el-Ehadis – s.351/8)”
Türkler önce Yahudi’den tarafa olacaklar sonra Yahudiler tarafından Müslümanlar tarafına geçecekler Türkiye’nin çeşitli yerlerinden insanlar;
“Bizde Yahudi’yi ülkemizden çıkaralım” deyip orada toplanacaklar. Tam bu esnada Yunan Türkiye’yi vuracak. Hatta Boğaz köprü/erini ve Marmara’da ki büyük sanayi tesislerini hep vuracaklar. Amik Ovasında savaşmaya gelen Türklerden bazıları; Aman İstanbul’u vurmuşlar. İstanbul elden gidiyor. Eyvah! Malımız mülkümüz elden gidiyor deyip savaşı terk edecek. Bir kısım ise kalıp Yahudileri yok etmek için savaşacaklar. Afganistan’dan siyah bayraklılar gelip Mehdi (as) yardım edecekler.
Hz. Sevban (ra)’ın rivayet ettiğine göre Rasulullah şöyle buyurmuştur;
“Horasan cihetinden gelen siyah sancaklar gördüğünüzde onlara katılın. Zira onların içinde Allah’ın halifesi Mehdi(as) vardır (Ramuz el-Ehadis – s.48/1)”
Türkî devletlerden de Mehdi’ye asker gelecek. İstanbul Mehdi Ali Resul tarafından yeniden fethedilecek. Mehdi Ali Resul döneminde İslam’ın başkenti Konya olacak. Bütün mezhep ve tarikatları bir çatı altında toplayacak.
Amr b. Avfdan rivayet edilmiştir;
“Siz muhakkak beni Asfar ile savaşacaksınız. Sizden sonra gelenlerde onlarla savaşacaklar. Nihayet Allah yolunda hiçbir kınayanın, kınamasından korkmayan Müslümanlar onlarla savaşa çıkacaklar ve tespihler ve tekbirlerle Konstantiniyye’yi fethedecekler.” (Sünen-i İbni Mace 10/359)
Birçok kaynakta Konstantiniyye diye adlandırılan şehrin İstanbul olduğu açıkça belirtilmiştir. Başka bir rivayette de Mehdi Ali Resul yapacağı savaşlara ve savaşlarda göstereceği cesarete ve üstün liderlik anlayışına dikkat çekilmiştir.
Cabir b. Abdullah Ensari rivayet ediyor:
Peygamber (say) buyurdu:
“Allah (cc) Hüseyin’in soyundan seçti. En bilginleri, en hikmetlisidir.”
“Kıyam edecek (Kaim) olan Mehdi, Ali’nin soyundandır. O bu yeryüzünü, yeryüzünden başka bir hale getirecektir. Rum ve Çin’in Hıristiyanlarının aleyhinde Isa bin Meryem ile delil getirecektir. Kaim Mehdi, Ali’nin neslindendir. Hayırda, görünüşte ve ahlakta en çok Hz. İsa’ya benzeyen odur. Allah (cc) peygamberlere verdiği (azameti) ona da verecektir. Ona faziletler ve ziynet verecektir. O esnada Mezure yani Bağdat çökecek. Süfyani ortaya çıkacak. Abbasoğulları, Ermeni ve Azerbaycan gençleriyle savaşacak. Bu öyle bir savaştır ki onda binlerce insan öldürülecek. Herkesin kılıcının kabzası süslüdür. O sırada siyah bayraklar göğe yükselecek. Bu savaşla birlikte tehlikeli taun (veba) ve kızıl ölüm gelecektir. (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 169)”
Üstadımız Abdullah Baba Hz.leri Konya’ya geldikleri bir gün Medine’de iken tanıştığı Konyalı bir doktorun ziyaretine gider. Doktor bu ziyaretten ötürü çok memnun olur, kendisini misafir eder. Aralarında sohbet başladıktan bir süre sonra mevzu Mehdi Âli Resul’e gelir. Doktor, Efendi Hz.lerine:
— Ben henüz on, onbir yaşlarında iken bağlı olduğum üstadım bana “sen ileride Mehdi’nin askerlerinin komutanı olacaksın” demişti. Ancak kısa bir süre sonra Üstadım vefat etti, der ve sözlerine şöyle devam eder:
— Bir gece rüyamda, Hz. Ali Efendimiz bana kılıç verdi. Bazen de Geylani Hz.lerini çeşitli durumlarda görüyorum. Üstadımında söylediği gibi biz ileride Mehdi Ali Resul komutan olacakmışız, deyince. Abdullah Baba Hz.leri, Doktor Beye:
— Sen Mehdi Âli Resulü gördün mü? O’nun komutanı olacağını gördün mü? diye sorar. Doktor:
— Hayır, Efendim, ne rüyamda ne de hâlimde görmedim, diye cevap verir. Abdullah Baba Hz.leri kendisi ile beraber gelen, bir dervişe dönerek:
— Bak şu kardeşimizi görüyor musun? O Mehdi Ali Resul görür. Anlat nasıl görüyorsun, der. O derviş kardeşimizde:
— Efendim zikrullah sırasında halimde gördüğümün sayısını hatırlamıyorum, rüyamda da en az on kere gördüm, diye cevap verir. Doktor:
— Peki, Mehdi Ali Resulü tarif eder misin? Diye sorar.
O derviş kardeşimizde tarif etmeye başlar. O esnada Efendi Hz.leri de mevzuya dahil olup:
— Hz. Ali Efendimize benzer, buyurur. Doktor tekrar Efendi Hz.lerine:
— Efendim bizler onun komutanı olacakmışız. Bütün komutanlar Konya’dan çıkacakmış, Konya İslam’ın başkenti olacakmış, deyince. Abdullah Baba Hz.leri cevaben şöyle buyururlar:
— Evladım komutanlar başka yerlerden olacak. Yalnız Konya’dan değil, ancak Mehdi Âli Resule yardım etmek için tüm komutanlar Konya’da toplanacaklar.
Abdullah Baba Hz.leri devamında şunları anlatmıştır.
“Hz. Mehdi uzun bir dönemden sonra Mekke’de Kâbe’nin kenarında zuhur edecektir. Peygamber Efendimizin (sav) bayrağı, kılıcı, sancağı ve gömleği ondadır. Melekler vasıtasıyla O’na yardım edilecek, İslam düşmanlarını öldürecek ve zalimlerden intikam alacaktır.”
Mehdi Ali Resul ilk biatleri Hacer-ül Esved ile Kâbe arasında kabul edecektir. O’na ilk biat edenler O’nun ashabı olacaktır. O’nun ashabı olacaklar için şöyle rivayetler mevcuttur.
İmam-t Cafer-i Sadık Hz.leri buyurmuştur: Allah Resulü Mehdi’nin ashabının sayılarını ve isimlerini belirleyerek kendisine emanet etmiştir. Bedir Ehli (savaşçıları)’nın sayısı kadar üç yüz kişidirler. Allah onları bir Cuma gecesi Mekke’ye toplayacak. O cumanın sabahı hepsi Mescid-ül Haram’da bir araya gelecekler. İşte “Nereden olursanız, Allah sizi bir araya getirir. (Bakara — 148) ayetinin yorumu budur. Onlar necip kişilerden, hâkimlerden, yönetici ve din bilginlerinden oluşur.
Allah’a and olsun ki! Aralarında ellisi kadın olan üç yüz on küsur kişi daha önce aralarında sözleşmeden, sonbahar bulutu gibi bir araya toplanırlar.
İmam-ı Muhammed Bakır Hz.leri de şöyle buyurmuştur;
“Kaim’in üç yüz on kişilik ashabı acem (Arap olamayan) evlatlarıdır. Bazıları gündüzleri bulutlar üzerinde taşınacak. İsmi, babasının ismi, künyesi ve lakabı tanınacak. Bazıları yatağında yatarken birden bire Mekke’ye getirilecek.”
Mehdi Ali Resul dostları yiğit, şecaatli, salih, imanlı kişilerdir. O’na itaatle gayretlidirler. Nereye ve hangi işe yönelseler mutlaka zafere ulaşırlar. (Bihar’ül Envar - İkmal’ud Din)
Ebu Said Hudri Rasulullah’dan rivayet ediyor;
Mehdi’nin izleyicileri O’na sığınırlar, bal arılarının kraliçe arıya sığındıkları gibi (O’nun yanında güven ve huzur bıılurlar) O yeryüzünü adalet ve dürüstlükle dolduracaktır. İmam Suyuti / Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman s.12, El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar s.28 )”
Ilk biatleşmenin ardından Mehdi Ali Resul Şam’a gelecektir. İsa (as)ın zuhuru da Şam’da olacak. İsa (as) Şam’da ki Emeviye Camisine havadan melek/er ile inecek. Tekbir sesleri ile “Allahü Ekber, Allahü Ekber Lailahe İllallahuvallahü Ekber, Allahü Ekber velillahil hamd” denilirken o anda bütün televizyonlar, radyolar, fişi çekili olsa da, kapalı olsa mucize eseri açılacak, manevi kalbi gırlatlı olanların kalbi açılacak ve onun zuhur edişini seyredecekler. Hadisi şerifte “İsa indi, diye bir ses duyulacak” buyuran Peygamber Efendimiz televizyonu kastetmiştir. O dönemde televizyon olmadığı için Rasulullah (say) böyle bir tabir kullanmıştır. Onun zuhur ettiğini görenler tekbir sedasına yükselecekler. Hemen yönlerini kıbleye çevirecekler, İsa Cuma günü inecek ve o arada bulunan Peygamber Efendimizin (say) torunu Mehdi Ali Resul, İsa Aleyhisselama:
Buyur Cuma namazını kıldır diyecek, bunun üzerine İsa (as)
— Hayır, sen kıldır Hz. Muhammed Mustafa’nın (sav) torunusun, sen kıldır, diyecek. İsa (as);
— Evet, ben bir zaman Allah-ü Teâlâ Hz.lerinin nebisi olarak vazife yaptım, Fakat şimdi nebi olarak değil, Rasulullah’ın (sav) tellalı olarak geldim. Sen ise O’nun evladısın. Buyur namazı kıldır, diye cevap verecek. Mehdi Ali Resul’de” Allah-ü Ekber” deyip Cuma namazını kıldıracak.
İbni Arabî, Muhammed b. Ali et-Tani bu konu ile ilgili şu açıklamayı yapmıştır. “(İsa’nın) Beyt’ül mukaddes’e girişi ve müşahede yerine varışı, kutub makamından ayrıdır. Namazı geciktiren İmam ise Mehdi’dir. Zamanın kutbu olduğu halde namazı geciktirmesinin sebebi; velayet sahibinin Nübüvvet sahibine karşı saygı göstermesidir. İsa’nın onu öne geçirmesinin sebebi ise, İmam’ın zamanın kutbu olduğunu bilmesidir. Muhammed (sav) dini üzerine onun arkasında namaz kılması ise; ona iktida ederek zahiren ve batınen feyz elde etmek istediğindendir. Allah daha iyi bilir.”
Rasulullah (sav)’de bir hadislerinde şöyle buyurmuştur:
“Ya Abbas bu işi Allah benimle başlattı. Senin sülalenden biri ile bitirecek. O delikanlı, dünyayı evvelce zulümle dolduğu gibi tekrar adaletle dolduracak ve O, İsa (as) ile namaz kılacak. (Ramuz el-Ehadis s.498/1)”
Yukarıda ki İsa (as) ile Mehdi Ali Resul arasında geçen konuşmadan da anlaşılacağı gibi, İsa (as) Peygamber olarak değil, ümmet olarak yeryüzüne indirilecektir. Bu hadisin açıklaması; Efendi Hz.leri şu şekilde yapmıştır;
“İsa (as) bir gün çölde yürürken karşısına daha önce hiç görmediği güzellikte bir taş parçası çıkar. Taşın büyüklüğü insan beden inden iki, üç kat daha büyüktür. Taş göz kamaştırıcı bir güzelliğe sahiptir. Isa (as) bu taşı görünce, taaccüp (hayret) eder ve “Ya Rabbi bundaki hikmet nedir? Deyince, Cenabı Zül Celal Hz.leri; “Ya İsa elindeki asayı taşa dokun” diye emir buyurur. İsa (as) elindeki asa ile taşa dokununca, taş ikiye ayrılır ve içerisinde gayet nur yüzlü bir zat elinde cennet meyvesi yer bir halde görünür İsa (as) sorar:
— Sen kimsin? O zat şöyle cevap verir:
— Ben Rabbime dua ettim “Ya Rabbi son inecek Peygamberine beni ümmet eyle” diye... Halikı Zül Celal duamı kabul buyurdu. Beni O peygamber (as) gelene kadar bu taşın içerisinde rızıklandırıp muhafaza ediyor. Şimdi beni fazla meşgul etme zikrime mani oluyorsun, der ve taş geri kapanır. İsa (as) bu gördüğü hadise karşısında hayretler içerisinde kalarak:
— Aman Ya Rabbi! Son göndereceğin Peygamber, ne kadar kıymetli, nasıl sevilmiş ve seçilmiş bir zattır ki, bu adam peygamber olduğum halde beni dahi tanımadı. Bana hiç aldırış bile etmedi der ve secdeye kapanarak:
“Ya Rabbi! Ahir zamanda çıkacak olan o peygambere beni de ümmet eyle, değilse, başımı secdeden kaldırmayacağım, diye dua eder. Bunun üzerine Cenabı Zül Celal ve Tekaddes Hz.leri duasını kabul eder.” İsa(as)’ın İslam’in dünyaya hâkimiyetinde çok büyük katkıları olacak. Pek çok mucize gösterecek. Bunlardan birisi şudur;
Yanında binlerce insanla beraber, Tarsus’ta bulunan Ashab-ı Kehf’in yanına gidecek Ashab-ı Kehf’e
Yeter artık uyuduğunuz haydi kalkın artık, diyecek.
Yedi uyuyanları kaldıracak. Hepimizin bildiği gibi Ashab-ı Kehf dönemlerinde ailelerinin ve yaşadıkları çevre insanlarının inançlarını kabul etmedikleri için ölüm tehdidi altındadırlar. Onlar “Tek bir Allah” olduğuna inanmaktadırlar. Bu sebeple yaşadıkları yerden kaçıp bir mağaraya sığınırlar. Orada Yüce Allah kendilerini muhafaza etmesi için dua ederler. Bir süre sonra derin bir uykuya dalarlar... Allah-ü Teala Kehf Suresinde buyuruyor ki. “Onları nasıl uyutmuşsak bedenleri, derileri ve saçları sapasağlam olarak dirilttik. Durumlarından ve şekillerinden hiç bir şey yitirmediler. Üç yüz dokuz sene sonra böylece oldukları gibi kalktılar. Bu sebeple birbirlerine:
— Ne kadar kaldınız? Diye sordular. Onlarda:
“Bir gün veya daha az bir müddet dediler. Sonra, ne kadar kaldığımızı Allah daha iyi bilir”
O dönemde nasıl uyandırıldı iseler yine uyandırılacaklar. Üzerlerinde o dönemlerden kalma elbiseleri ve ceplerinde hâlâ o dönemin paraları olacak. Yanlarında bulunan köpekleri “Kıtmir” bile çok farklı bir halde olacak. Profesörler bizzat oraya gelecekler. Profesörler şaşkınlık içinde:
— Bu devirde bu kemik yapısında insan yok, deyip. Onların Ashab-ı Kehf olduğunu tasdikleyecekler.
Onlar bunca sene uyudukları için görünüşleri de çok farklı olacak. Zaten Allah (cc) Kuran-ı Kerim’ de El-Kehf suresinin 18. ayetinde mealen; Eğer (uyurken) onlara baksan, onlardan ürküp kaçardın ve kalbin korku ile dolardı” buyurmuştur.” Allah onlara öyle bir heybet ve azamet vermiştir ki; kim onlara baksa mutlaka korkar. Bunda büyük bir delil erişilmez hikmet ve engin rahmet vardır. Çünkü onlardan korkup onlara yaklaşmalarını ve dokunmalarını engellemiştir. Böylece yazılmış olan yazı süresine ulaştı ve Allah’in (cc) dilediği tamamına erdi.
Yine Kehf suresinin 21. ayetinde Cenab-ı Allah şöyle buyurmuştur; “Böylece insanların onları bulmalarını sağladık ki, Allah’ın sözünün gerçek olduğunu ve kıyametin kopmasından şüphe edilmeyeceğini anlasınlar...” İsa (as) bir mezarın başına gelip; “Allah’ın izniyle kalk” diyecek Herkesin bildiği bütün dünyanın tanıdığı bir kişiyi mezarından kaldıracak ve konuşturacak. O da.
— Evet, Allah birdir Hz. Muhammed (say) onun son peygamberidir. Sende İsa (as)’sın. Hak din İslam’dır. Biz nefsimize uyduk diyecek.
Cenabı Zül celal Hazretleri keşifler, kerametler gösterecek. Haller ve tasarruf verecek. Pek çok bilim dalında, insanların irşadı için, kerametler gösterecek. Mesela; Ziraatta bir kurumuş ağacın yanına gelip; Ziraat profesörlerine:
— Bu ağaç meyve verin mi? Diyecek. Onlar
— Hayır, bu ağaç meyve veremez, diyecekler. Bunun üzerine Allah-ü Teala Hz.lerinin izni ile İsa (as):
— Ya Rabbi! Bunlar ilme tabi olmuşlar, sen her şeye kadirsin, bu ağaçtan meyve ver, diye niyaz edecek. O ağaç derhal meyve verecek. O esnada Mehdi Resul, Hızır (as) ve Ashab-ı Kehfte Isa (as)’ın yanında hazır bulunacaklar. Doktorlar:
— Bu adamın gözü açılmıyor, diyecekler.
Hemen İsa (as) ile Mehdi Ali Resul anında o hastanın gözünü açacaklar. Doğuştan sakat olan insanları okuyup ayağa kaldıracak. Hangi hastalık varsa sıhhat bulacak. Doktorlar da en sonunda:
— Aman Ya Rabbi deyip İsa (as) ve Mehdi Ali Resule inanacaklar. Ondan sonra bilim adamlarına uçak mühendislerine gelip soracaklar:
— Bu uçak hangi ilimle uçuyor, havada durabilir mi? Bilim adamları:
— Hayır, uçak havada olduğu yerde duramaz, diyecekler, İsa (as) o inançsız olan bilim adamlarını irşat etmek için, keramet gösterecek:
— Ey uçak Allah’in izniyle dur, diyecek, uçak havada asılı duracak. Mermi atılırken:
— Ey mermi dur! diyecek, mermi havada asılı kalacak...
Allah-u Teala Hz.leri evliyalarına tekrar tasarruf verecek. Dualarını
kabul edecek ve dünyadaki bütün insanlar ilmi yönden, mantıki yönden,
inanç yönünden,
İslam’ı kabul edecekler. Tabi bunlardan önce Mehdi Ali Resul’ün en büyük mücadelesi küfrün başı olan fitnenin en büyüğü, Deccal ile olacak. Deccal de şu anda hayattadır ve İsrail vatandaşıdır. O da, kendine göre çeşitli istihraçlar (sihir) gösterecek, pek çok insan ona tabi olacak. Ona yardım edecekler. Allah onun şerrinden bütün Müslümanları muhafaza eylesin. Mehdi Resule de Merih yıldızındaki cinliler yardım edecek. Merih yıldızında suret halinde gözüken cinler var, insan suretinde inip yardım edecekler. Hatta Mehdi Resul gelmeden önce Amerika Merih yıldızına uzay aracı ile gidecek. Orada bulunan cin taifesinin ufo olarak bilinen kendilerine göre araçları var. Merih yıldızındakiler cin taifesidir. Amerika onların binitlerini vuracak, ama içindekiler latif oldukları için kaybolacaklar. Orada işleri çok zor olacak.
Deccal yeryüzünde 40 gün kalacak birinci gün 1 yıl gibi uzun ve zor geçecek ikinci gün bir ay üç gün bir hafta diğer günlerde normal gün olarak geçecek. Lakin o günler çok zor günler olacak.
Peygamberimiz (say) Hz.leri Hadis-i şeriflerinde;
“Âdem’le kıyamet arasında Deccal fitnesi gibi büyük bir fitne zuhur etmemiştir. Eğer ki benim zamanımda çıkmış olsa idi ben sizleri onun şerrinden korumak için yardımcı olurdum. (Müslim)” buyurdu. O zaman Yahudilerden bir topluluk Peygamber (sav) Efendimizin yanına gelip; “Ya Muhammed (sav), Sen son peygamber olduğunu söylüyorsun, ama bizim peygamberimiz ahir zamanda zuhur edecek. Senin ümmetinin işi çok zor” dediler.
Efendimiz (sav) Hz.leri onlara;
“Sizin peygamberiniz kim” diye sordu; Yahudiler;
“Bizim Peygamberimize Deccal” derler, diye cevap verdiler.
Deccal Hızır (as)’ı öldürecek, İsa (as) onu tekrar diriltecek. Dervişlere manen görev verilecek. Mescidi aksanın altı boşaltılıyor orayı da patlatacaklar. Ancak orayı cin ve ifrit taifesi yaptı. Onlar orayı koruyacaklar patlayan bombalar, ancak kendilerine zarar verecek.
Savaş anında bir füze düşeceği zaman Allah’ın izni ile dur diyecekler, tekrar geri yerine gönderecekler. “Barut su olacak”tan kasıt o dönemdeki en ileri teknik savaş aletleri hiçbir varlık göstermeyecek anlamında kullanılmıştır. Büyük savaşlar ve büyük kerametler olacak; yeryüzünde İslam için büyük çalışmalar yapılacak.
Ülkemizde deprem olacak, birçok il hasar görecek, İzmir yerle bir olacak. Savaşta Türkler, yenilecekler onları Asyalılar (İran) kurtaracak. Medine İsrail tarafından vurulacak. Filistin ve Lübnan da çok zayiat verilecek, Yecüc ve Mecüc denilen kavim Çinlilerdir, çok büyük bela olacaklar.
Rasulullah (sav) bu kavimle ilgili bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur;
Denildi ki: “Ya Rasulullah, Ye’cüc Me’cüc nedir?”
Buyurdu ki. Ye’cüc ve Me’cüc bir takım ümmetlerdir ki, her biri dört yüz binliktir. Onlardan her bir kişi etrafında, kendi sülbünden gelme bin tane göz görmedikçe ölmez. Bunlar âdem evladıdır. Ve dünyanın harap olmasına çalışırlar. Geldiklerinde Fırat ve Dicle’den içerler. Taberiye gölünü kuruturlar. Beyti Makdise vardıklarında ise şöyle derler: “Dünya halkını tamamen öldürdük Şimdi de göktekileri öldürelim.” Ve oklarını göğe doğru atarlar da okları kan bulaşmış olarak geri döner. Bunun üzerine “Semadakileri de öldürdük” derler.
O sırada İsa (as) ve Müslümanlar Turi Sina dağında bulunurlar. Allah(cc) Isa (as)’a şöyle vahyeder:
“Kullarımı tur dağı ve Eyle etrafında muhafaza et” Sonra İsa (as) ellerini semaya kaldırıp dua eder. Müminler de Âmin derler. Bunun üzerine Allah (cc) Ye’cüc ve Me’cüc’ün üzerlerine “hegaf’ denen ve insanların burnundan giren kurtçukları gönderir. Bu kurtçuklar onları Şam’dan Şark’a kadar sarar ve böylece Ye’cüc ve Me’cüc’ün hepsi ölürler. Öyle ki, onların cifelerinden arz kokar. O zaman Allah, göğe emreder ve gökten kırbadan boşanırcasına yağmur yağar, onların cife ve korkularından arzı yıkar. İşte ondan sonra güneşin garbten doğma vakti gelir. (Ramuz el-Ehadis s.160/9)
Türkiye ve Rusya üç gün işgal edilecek, ABD, Müslüman olacak birçok Avrupa ülkesi Müslüman olacak. Avrupa İslam’a hamile, Türkiye ise Avrupa’ya. İslam’ın gür sedası Avrupa’dan gelecek. Özellikle Almanya ve Hollanda Allah’tan bir mani olmaz ise kesin Müslüman olacak. Avrupa da ki kilise/er zamanı geldiğinde hep cami olacak. Dine saldıran insanlar sıtma tutmuş gibi titreyerek ölecekler. Mehdi Ali Resul dine tefrika sokmuş 100 bin âlimin kellesini vuracak.
İmam Cafer-i Sadık Hz.leri şöyle buyurmuştur:
“Kaim ortaya çıktığında Allah’a karşı kâfir veya müşrik olan bir kişi bile kalmayacaktır. Hatta bir kâfir veya müşrik bir kayanın içine gizlenmiş olsa dahi o kaya:
Ey mümin benim içimde bir kâfir saklanmıştır, beni kır ve onu öldür” diye haykıracaktır.
İmam-ı Muhammed Bakır Hz.leri şöyle buyurmuşlardır;
Allah, Mehdi ve ashabına yeryüzünün doğularının ve batılarının hâkimiyetini verir, dini ortaya çıkartır. Ve Allah o ve ashabının aracılığı ile batıl bidatleri ortadan kaldırır. Rasulullah (sav) buyuruyor ki;
“Yeryüzünde hiçbir çadır veya ev kalmaz, illaki Allah izzetle
veya zilletle İslam kelimesini (Kelime-i Şehadeti) ona sokar” (Mecma-ul Beyan)
Deccal’in kellesini Topkapı sarayında bulunan Davud (as)’in kılıcı ile Mehdi Ali Resul kesecek. Zira o kılıcı Davud (as) kendisi elleri ile yapmıştır. Ve kılıcın üzerinde İbranice “bu kılıç ile Davud, Callut’tun kellesini kesmiş Mehdi de Deccal’in kellesini kesecek” yazılıdır. Bu kılıcın üzerinde ki İbranice yazan yazıyı daha sonra Arapçaya çevirip bir levhaya yazmışlardır.
Deccal yeryüzünden kalktıktan sonra, İslam bütün dünyaya hâkim olacak. Asr-ı Saadet dönemi gibi bir yaşantı başlayacak ve insanlar sevinçten ağlayarak; “Ya Rabbi böyle günler de mi var” diyecekler. Maddi yönden çok bolluk olacak, sadaka verecek fakir bulamayacaklar, ürünler çok olacak bire, yedi yüze kadar mahsul artacak. O günler çok güzel olacak.
Rasulullah (sav) Mehdi Ali Resul zamanında yaşanacak hayatı hadis-i şeriflerinde şöyle anlatmıştır; “Mehdi ile müjdelerin, O Kureyşten ve Ehli Beytimden bir kişidir. O, insanlara ihtilaf ve içtimai sarsıntılar içinde bulundukları bir sırada çıkar. O yeryüzünü, kendinden önce zulüm ve baskı ile doldurulduğu gibi, adalet ve insaf ile doldurur. Ondan yer ve gök ehli razıdır. Ve O malı “sabah” üzere taksim eder. Dediler ki. “sabah nedir” Buyurdu ki:
“Seviye üzere” demektir.
Ve ümmeti Muhammed’in (sav) kalplerini zenginlikle doldurur ve adaleti onlara ihata eder. O kadar ki; bir münadiye” Kimin ihtiyacı varsa bana gelsin” diye nida etmesi emronulduğunda bir kişiden başka kimse gelmez. O kimse istekte bulunur. O da “Hazinedara git sana versin” der. O da gider ve “Ben Mehdi tarafından kendisine istediği verilmesi için gönderilen kimseyim.” Dediğinde hazinedar “al” der. O da alır. Fakat aldığını taşımaya gücü yetmez. Bunun üzerine taşıyabileceğini alır, fazlasını geri bırakır. O malla çıkar ama sonra pişman olur. Ve “Ümmeti Muhammedin (sav) nefis cihetinden en aç gözlüsü herhalde benim. Onların hepsi de mala davet oldukları halde, benden başkası buna icabet etmedi” diyerek aldığı malı iade etmek ister. Hazinedarda “Biz verdiğimizi katiyen geri almayız” der. Bu devir altı, yedi, sekiz veya dokuz sene devam eder. Bundan sonraki hayatta ise hayır yoktur. (İmam Suyuti / Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman)
Mehdi Ali Resul zamanında ilim çok ilerleyecek, yıldızlar arası seyahat olacak, araba ve taşıtlar havada uçacak aynı Süleyman (as)’ın koltuğu ile havada gittiği gibi. “Şüphesiz ki mehdi (as) zamanında bir mümin doğuda olsa batıda olsa olan kardeşi kendisini görür. Hakeza, batıda olsa doğuda olan kardeşi kendisini görür” (Bihar’ul- Envar) Hatta dünyada az bir kâfir kalacak ve tüm dünyaya Müslümanlar hâkim olacak. Bu dergâhın ve dervişlerinin kıymeti de Mehdi Resul geldiğinde anlaşılacak.
Bir rivayette yedi yıl sürecek olan bu devirin son zamanlarında yine bozulmalar ve yanlışlar başlayacak o zaman ki nesil:
— Bizim dedelerimiz eskiden üzümden şarap yapar içerlermiş, deyip içki yapıp tekrar kötü hayatın içine düşecekler, tekrar insanlar fısk ve fücurun içine girecekler. Allah cümlemizi muhafaza eylesin...