Bediüzzaman Said Nursi'ye Göre İslam Deccalı'nın Özellikleri

Korkunç bir tahribatın öncüsü olan Deccalı tanımanın, manevi hayatımız açısından önemi büyüktür. Bu suretle onun şerrinden korunabilir, manevi dünyamızı tehlikelerden kurtarabiliriz.
Onu tanımamak, tanıyamamak ise hem büyük bir gaflet, hem de birçok riski berebarinde getiren büyük bir felakettir. Madem ki onun gelişi kainatın en büyük hadiselerinden birisidir. Madem ki o firavunların, nemrutların yapamadığı tahribatı yapmaktadır. Öyleyse onu tanıma yolunda özel bir gayret sarf etmelidir.
1907-1908 yıllarında, İslamiyete çok alaka duyan Japonya’nın o zamanki başkumandanı, Osmanlı ulemasından, ahirzamana ait, özellikle de bazı müteşabih hadis-i şerifleri sorar. Zannedersem şeyhülislamın da içinde bulunduğu Osmanlı alimleri, zorlandıkları bu mevzu ile alakalı cevapların, ancak İstanbul’a yeni gelmiş olan ve kaldığı hanın kapısına “Burada her suale cevap verilir, fakat sual sorulmaz” levhasını asan Bediüzzaman-ı Meşhur tarafından verilebileceğini söyleyerek işi ona havale ederler.
Said Nursi hazretleride bu cevapları BEŞİNCİ ŞUA isimli bir risale altında toplamış ve neşretmiştir.O risaleden bazı kısımları aktaracağız.
Bundan kırk sene evvel ve hürriyetten bir sene evvel İstanbul'a geldim. O zaman Japonya'nın baş kumandanı, İslam ülemasından dini bazı sualler sormuştu. Onları İstanbul hocaları benden sordular. Hem çok şeyleri o münasebetle sual ettiler.
Ezcümle, bir hadiste: "Ahirzamanda dehşetli bir şahıs sabah kalkar, alnında (Haza kafir) yazılmış bulunur." diye hadis var deyip benden sordular.
Dedim: "Bir acib şahıs, bu milletin başına geçer ve sabah kalkar başına şapka giyer ve giydirir."
Bu cevabdan sonra bunu sordular: "Acaba o zaman onu giyen kafir olmaz mı?"
Dedim: "Şapka başa gelecek, secdeye gitme diyecek. Fakat baştaki iman o şapkayı da secdeye getirecek, inşaallah müslüman edecek."
Sonra dediler: "Aynı şahıs bir su içecek, onun eli delinecek ve bu hadise ile Süfyan olduğu bilinecek?"
Ben de cevaben dedim: "Bir darb-ı mesel var: Çok israflı adama "eli deliktir" denilir. Yani elinde mal durmuyor, akıyor, zayi' oluyor, deniliyor. İşte o dehşetli adam bir su olan rakıya mübtela olup, onun ile hasta olacak ve kendisi hadsiz israfata girecek, başkalarını da alıştıracak."
Sonra birisi sordu ki: "O öldüğü zaman İstanbul'da Dikili Taş'ta şeytan dünyaya bağıracak ki; filan öldü."
O vakit ben dedim: "Telgrafla haber verilecek." Fakat bir zaman sonra radyo çıkmış işittim. Eski cevabım tam değilmiş bildim. Sekiz sene sonra Dar-ül Hikmet'te iken dedim: "Şeytan gibi radyo ile dünyaya işittirecek."
Envar Neşriyat / Şualar ( Sayfa / 359 )