Hz. Peygamber'in Bedduaları
Hz. Peygamber, alemlere/tüm dünyalara rahmet olarak gönderilmiştir. O, insanlık sevdalısı bir insandır. Davet için gittiği Taif'te kendisini taşlayanlara bile beddua etmemiştir.
Uhud savaşında yaralanıp dişi kırılınca, o müşriklere beddua etsenize! Diyenlere; “Ben lanetçi olarak gönderilmedim. Ya Rab! Kavmime hidayet nasip et, çünkü onlar bilmiyorlar” buyurmuştur.
Hicretin sekizinci yılında
Mekke fethedilmişti. 53 yıllık baba ocağını Peygamberimize ve onunla beraber inananlara dar eden, onlara olmadık işkence ve eziyeti reva gören, onları adeta Mekke’den sürüp çıkaran, bununla da kalmayıp onları Medine’de bile rahat bırakmayan, defalarca Medine’ye saldırılar düzenleyen Mekkeliler Hz. Muhammed komutasında Mekke’ye giren on bin kişilik orduya beyaz bayrak kaldırıp teslim olmuşlardı. Tüm Mekke’lilerin biraz heyecan ve biraz da korkuyla bekledikleri bir sırada Hz. Muhammed onlara karşı, barış adamı bir kardeş olarak ‘Size bugün hiçbir şekilde başa kakma ve kınama yok. Allah sizi yarlıgasın. O, esirgeyicilerin en esirgeyicisidir. Gidiniz, hepiniz serbestsiniz!’ diyerek şanına yaraşanı yapmıştır.
Tüm bunlara rağmen o da bir insan olarak bazen çok üzülmüş, bunalmış, daralmış ve az da olsa beddua etmiştir. İşte birkaç örnek:
Kabe'nin yanında secdede iken üzerine deve işkenbesi atan müşriklere şöyle dua etmiştir: "Allahım, onları sana havale ediyorum!" (Buhari, Müslim, Nesai)
Hicretin 4. yılında Adal ve Karel kabilelerinden altı-yedi kişilik bir heyet Medine'ye gelmiş, Müslüman olduklarını bildirip Hz. Peygamberden kavimleri için İslam davetçisi istemişlerdi. Bu istek üzerine Peygamberimiz 10 kişilik bir davetçi grubunu görevlendirip onlara gönderir. Davetçiler Reci' denilen yerde yüze yakın okçu tarafından pusuya düşürülür, altısı şehid edilir, dördü de esir edilir. Esirlerden ikisi yolda şehid edilir, ikisi de Mekke müşriklerine satılır. Onlar da hunharca Mekke'de şehid edilir.
Onlardan Hz. Hubeyb şehid edilirken şöyle beddua ettmiştir: "Allahım, o müşriklerin hepsini kahret, onların topluluklarını dağıt perişan et! Onların birer birer canlarını al ve onlardan hiç birini sağ bırakma!" (Bkz. Asım Köksal, İslam Tarihi, XI, 14-30)
Yine aynı yıl Âmir oğullarından Ebû Berâ'nın isteği üzere Peygamberimiz ashabından kırk seçkin kişiyi davetçi olarak gönderir. Davetçiler, Bi'r-i Maûne denilen yerde kuşatılır ve hunharca şehid edilirler.
Bu iki olay üzerine son derece üzülen ve acılara garkolan Peygamberimiz, sabah namazının birinci rekatında rukudan doğrulduktan sonra şöyle beddua etmiş ve bu uygulamasını bir ay kadar sürdürmüş, cemaat de âmin demiştir:
"Ey Allah! Mudar kabilelerini şiddetle tepele!
Ey Allah! Onların yıllarını, Yusuf peygamberin kıtlık yılları gibi çetin yap, dünyayı başlarına dar et!
Ey Allah! Onları sana havale ediyorum. Allahım, onlara lanet et! Çünkü onlar, Allah ve Rasülüne karşı geldiler!" (Bkz. Asım Köksal, İslam Tarihi, XI, 33-52)
Hendek savaşının zor anlarında Peygamberimiz müşriklere şöyle beddua etmiştir:
"Onlar, nasıl güneş batıncaya kadar uğraştırıp bizi ikindi namazından alıkoymuşlarsa; Allah da onların evlerine, karınlarına ve kabirlerine ateş doldursun!" (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Nesai)
Allahım, elbette Senin azabın kafirlere layık! Cennet kolay değil, cehennem ise boşuna değil. Yaşasın zalimler için cehennem!
Hiçbir şey yapamıyorsak şayet, duaya sığınalım, dua fırsatlarını iyi değerlendirelim. Namazlarda ve namazlardan sonra, gece namazlarında, Cuma vaktinde ve diğer zamanlarda dua, dua ve dua.
Kendimiz, ana-babamız, çocuklarımız ve tüm Müslüman kardeşlerimiz için dua.
Elbette duaları işiten ve onlara icabet eden Yüce Allah'tır. O, bize dualarımızla değer veriyor çünkü. Yeter ki O'na inanıp güvenelim ve O'ndan isteyelim.
PEYGAMBER EFENDİMİZ KİMLERE BEDDUA EDERDİ
Allah Resûlü (sav) lanet edici, beddua edici değildi.
Müminlerin birbirlerine lanet okumalarını da yasaklamıştı. “Birbirinize, Allah'ın laneti, Allah'ın gazabı ve cehennem temennisiyle bedduada bulunmayın.” (Ebu Davud, Tirmizi, Müslim)
Resûlullah (sav), kişinin kendisine, çocuklarına, mahiyetinde çalışanlara, Allah'ın kendisine verdiği mal-mülk gibi nimetlere beddua etmeyi de yasaklamıştı. “Bu beddualarınız, Allah tarafından kabul edilecek bir zamana rastlar da kabul edilir (ve siz üzülürsünüz.)” (Ebu Davud)
Efendimiz (sav) genel anlamda kâfirlere, kendisine işkence ve eziyet edenlere bile kolay kolay beddua etmemiştir.
“Ya Resûlullah (sav), müşriklere beddua et, onları lanetle” diyen birine şu cevabı vermiştir:
“Ben rahmet olarak gönderildim, lanet edici olarak değil!” (Müslim) Yine Taiflilerin kendisine ağır hakaretler etmesi ve saldırması üzerine dağlar meleğinin azap için gelmesi üzerine şöyle buyurmuştur: “Ben (onların yerle bir edilmesini değil) sülbünden, Allah'a ihlâsla ibadet edip hiçbir şeyi ortak koşmayacak kimseler çıkarmasını isterim.” (Buhari, Müslim)
Ancak savaşta düşman ordularının yenilgisi için dua ederdi. “Ey Kitab'ı indiren, hesabı süratli olan Allah'ım! Şu (kâfir) Arap kabilelerini yenilgiye uğrat! Allah'ım onları hezimete uğrat ve iradelerini sars!” (Buhari, Müslim, Tirmizi)
Efendimiz (as); mazlumla Allah arasında hiçbir perdenin olmadığını belirterek, beddualarından sakınılması gerektiğini buyururdu. (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesei, İbn-i Mâce)Hayvanlara lanet edilmesini, sövmeği de yasaklardı. (Müslim, Ebu Davud)
Allah Resûlü (sav), zamana lanet okumayı, kızmayı, sövmeyi uygun görmezdi. (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Muvatta)
Rüzgâra lanet etmeyi, sövmeyi de yasaklamıştır. “Rüzgâra lanet etme. O bununla emrolunmuştur.” (Ebu Davud, Nesei)
Allah Resûlü (sav); İslam'a çok büyük zararları olmuş kimselere beddua etmiştir. Ayrıca laneti gerektiren kötü amelleri belirtirdi.Müslümanlara işkence eden, İslam'a düşmanlıkta aşırı giden Ebu Cehil, Ümeyye b. Halef, Velid b. Utba gibileri isim zikrederek Allah'a havale etmişti. Adını andığı bu şahısların hepsi de Bedir'de öldürüldüler. (Buhari, Müslim, Nesei)
Resûlullah (sav), Bi'r Maune denilen yerde yetmiş kurra sahabinin şehid edilmesi üzerine tam bir ay süreyle sabah namazlarında (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Nesei), diğer bir rivayette, kırk gün (Buhârî), hiç ara vermeksizin kunut okuyarak, suikastçılara beddua etti. (Ebu Davud)
Resûlullah (sav), kendi kızını boşadığı gibi hakaretler yapan, Ona saldıran, gömleğini yırtan Uteybe b. Ebi Lehep için, “Allah'tan, kendi köpeklerinden (veya hayvanlarından) birini sana musallat etmesini diliyorum.” Demiş ve kısa bir müddet sonra Şam yolculuğunda Uteybe bir köpek tarafından parçalanmıştır. (Taberânî)
Allah Resûlü (sav), Hendek Savaşı'nda, savaşın şiddetinden dolayı ikindi namazını vaktinde kılamamış ve bunun üzerine müşriklere beddua etmişti: “Güneş batıncaya kadar bizi (ikindi) orta namazından menettikleri için, Allah, onların kabirlerini ve evlerini ateşle doldursun!” (Buhari, Müslim, Ebu Davut, Nesei, Tirmizi, İbn-i Mâce)
Efendimiz (as) kendisine beddua ederek selam veren Yahudilere aynı karşılığı vermiştir. Onların söylediğinin üzerinde ilave beddualar yapmayı uygun görmemiştir.
Bir gurup Yahudi gelerek “Essâmu aleyke: Ölüm üzerine olsun” dediler. Bunu anlayan Hz. Aişe; “Aleykümü'ssâmü vella'netü: Ölüm ve lanet sizin üzerinize olsun” demişti. Ancak Hz. Muhammed bunu hoş görmemişti. (Buhari, Müslim, Tirmizi)
Allah Resûlü (sav); Kur'anı tahrif edene, Allah'ın kaderini yalanlayana, Allah'ın haram kıldığını helal sayana, gücüyle halka musallat olana, Allah'ın aziz kıldığını zelil, zelil kıldığını aziz kılana, Ehl-i Beyt'in kanını helal sayana, sünnetini terk edene (Rezin), kendisini istemeyen bir kavme imamlık-önderlik yapana, kocasını öfkelendirip geceleyen kadına, ‘Hayye ale'l-felah'ı duyup da namaza icabet etmeyen kişiye (Tirmizi), mezar soyguncusu (nebbaş) erkek ve kadınlara (Muvatta), bu hareketlerinin rahmetten uzaklaştırıcı olduğunu, lanetlik işler olduğunu belirtmiştir.
Ahirette lanetlenen (ilahi rahmetten uzak kalan) insanlar arasında şunları saymıştır: Bilerek faiz yiyenler, yedirenler ve sözleşmesini hazırlayıp yazanlar, zaruret olmadığı halde (fıtratı bozarak) dövme yapan ve yaptıranlar, zekâta mani olanlar, hulle yapan ve yaptıranlar. (Nesei)
Görüldüğü gibi Peygamber Efendimiz lanet etmeyi genel anlamda hoş görmemiş, en azılı insanları bile lanetlememiştir. Lanet ettiğine dair gelen bilgiler de sınırlı olup, azgın kâfirlere yönelik olmuştur.