Hz.Mehdi'nin Babasının İsmi Nedir
‘Onun Adı Adıma, Babasının Adı Babamın Adına Uyar’ Hadîs-i Şerif
Dünyadan bir gece bile kalsa, Allah o geceyi uzatır ve Ehli Beyt’imden birisi gelerek dünyaya hakim olurdu. ONUN ADI ADIMA, BABASININ ADI BABAMIN ADINA UYAR. Daha önce yeryüzü nasıl zulümle dolduysa, o, onu adaletle dolduracaktır. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 11)
“Dünyanın yıkılmasına birgün kalsa bile, Cenab-ı Hak o günü uzatır; Ehl-i Beytimden ismi ismime, babasının ismi babamın ismine uygun birini gönderir…” (Ebû Davud, Mehdi: 4; Tirmizî, Fiten: 43.)
İnşaallah sevgili kardeşlerim! Bu Hadîs-i Şerif’e dikkat edildiğinde görülür ki bu Hadîs-i Şerif, müteşabih bir hadîsdir. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in buradaki ifade buyurduğu “uygun, uyar” kelimesi, Hz. Mehdi (A.S)’ın adının illâ Muhammed veya Ahmed olması ve babasının adının da Abdullah olması mânâsına gelmemektedir.
Bu konuda Saidî Nursî Hazretlerinin de Risale-i Nur külliyatının Tılsımlar, Mecmuasının 203 ve 204 numaralı sahifelerindeki açıklamalarına göre bu Hadîs-i Şerifteki mânâyı gösteren uyma sözcüğü “tevafuk” sözcüğü ile ifade edilmiştir; fakat “tetabuk” kelimesi kullanılmamıştır. Bu Hadîs-i Şerife benzeyen birçok tercüme edilmiş hadîsler de vardır, fakat bu Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in biraz önce açıkladığımız birbirine uyan, fakat birbirinin tıpatıp aynısı olmayan mânâsına gelen tevafuk kelimesinin mânÂsıyla açıklanmış olan “ONUN ADI ADIMA, BABASININ ADI BABAMIN ADINA UYAR” hadîsi, yani bu uygun kelimesi ile açıklanmış Hadîs-i Şerif, en sağlam ve sahih olanıdır.
Bediüzzaman Hazretleri Şualarda, ahir zamanda vuku bulacak olaylarla ilgili hadîslerin bir kısmının aynen müteşabih âyetler gibi ince ve derin mânâları olduğu için, muhkem hadîsler gibi herkesin tefsir edemediğini ve ince derin mânâlarını bilemediğini ve ancak kendilerine göre bir yorum getirdiklerini söyler. Der ki:
…âhir zamanda vukua gelecek hâdisâta dair hadîslerin bir kısmı, müteşabihat-ı Kur’âniye gibi, derin mânâları var. Muhkemat gibi tefsir edilmez ve herkes bilemez. Belki tefsir (açıklama) yerine tevil (yorum) ederler. Şualar | Beşinci Şuâ | 497,798 (708)
İşte sevgili kardeşlerim, ne yazık ki bu Hadîs-i Şerifden de birçok mevzu hadîsler meydana gelmiş ve sanki ahir zamanda gelecek olan Mehdi (A.S)’ın adının Muhammed, Ahmed ve babasının adının da Abdullah olcakmış gibi birçok yorum getirilmiş. Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle buyuruyor:
Ve Âl-i Beyt’ten olduğuna göre ismi, ism-i Nebîye (A.S.M.) ve pederinin ismi, ism-i ebî Nebîye (A.S.M.) uyacaktır….
…Ayrıca yukarıdaki Hadîs-i Şerif te, Hazret-i Mehdi’nin ismi Peygamberimiz (A.S.M.) ismine, babasının ismi de babasının ismine uyacağı gayet yüksek bir belagatla ifade buyurulmuştur.
Yalnız dikkat etmek lâzımdır ki: Hadîs-i şerifte bu mânâyı gösteren yani tevafuk uymak mânasını kelimesiyle irad buyurulmuş olup, tetabuk kelimesi ihtiyar edilmemiştir. Çünkü tetabuk kelimesiyle irad buyurulmuş olsaydı Hz. Mehdinin isminin aynen Muhammed veya Ahmed olması icab edecek o zaman itiraza mahal kalmayacaktı, herkes tasdik edecekti. Halbuki böyle olsa yani hâdise-i istikbâliye bir derece perdeli ve kapalı olmazsa teklif kalkar, ihtiyar kalkar. O zaman bu dâr-ı dünyanın bir dâr-ı imtihan ve tecrübe olmasının mânâ ve hikmeti kalmazdı.(Tılsımlar Mecmuası 203-204)
İnşaallah bu hadîsdeki irad buyurulan “TEVAFUK” kelimesi lûgat mânâsıyla: Birbirine uygunluk olup fakat tıpatıp birbirine uygun olmayan, tıpatıp birbirinin aynısı olmayandır, tıpa tıp birine benzeyen anlamına gelmez.
“TETABUK” kelimesinin lûgat mânâsı ise “biribirine aynen, tıpa tıp uymak, demektir. Yani Hadîs-i Şerifte bu benzerlik tetabuk sözcüğü ile ifade edilmiş olsaydı, Hz.Mehdi (A.S)’ın isminin aynen Muhammed veya Ahmed, babasının isminin de Abdullah olması icap ederdi. Fakat Bediüzzaman Hz.lerinin açıkladığına göre Peygamber Efendimiz (S.A.V) bu benzerliği tetabuk kelimesi ile değil, tevafuk kelimesi ile ifade etmiştir.
Yani bu hadîse göre Peygamber Efendimiz (S.A.V) adı adımın tıpatıp aynısı dememiştir, uyar benzer, demiştir. Bu sebepten dolayı bu hadîslerin sahih olanı “uyar” kelimesiyle tercüme edilen hadîsdir.
Sevgili kardeşlerim! Görüldüğü gibi Mehdi (A.S)’ı birçok risalelerinde müjdeleyen Said-i Nursî Hazretleri, bu Tılsımlar Mecmuasında da Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in Mehdi (A.S) için ifade buyurduğu bu Hadîsi Şerifin müteşabih bir hadîs olduğunu ve Hazreti Muhammed (S.A.V)’in burada imtihan sırrıyla perdeli ve kapalı bir anlatımı tercih ettiğini ve eğer ki geleceğe yönelik hadîsler bir derece perdeli ve kapalı olmasaydı o zaman cüzzi iradeye yüklenen seçim hakkı, imtihan ve tecrübenin bir mânÂsı kalmazdı, buyuruyor. Yani her şey açık açığına söylenseydi o zaman da imtihan devreden kalkardı.
Çünkü Saidi Nursî Hazretlerinin de söylediği gibi, imtihan dünyasındayız ve Mehdi (A.S) ahir zamanın en büyük imtihanıdır ve O’nunla ilgili birçok hadîslerde imtihan sırrıyla müteşabihtir. Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz’in gelecekle ilgili beyan ettiği hadîslerin müteşabihat olarak vaz’edilmesi kadar doğal bir şey yoktur.
Öyleyse sevgili kardeşlerim! İnşaallah Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in inâyeti ve Efendi Hazretlerinin himmetiyle neden Hazreti Muhammed (S.A.V) Efendimiz bu hadîsde Mehdi (A.S) için “adı adıma uyar” demiştir, bu konuyu inceleyelim.
Nasıl ki Hazreti Muhammed (S.A.V) Efendimiz Mehdi (A.S)’ı “Mehdi” ünvanıyla müjdeleyerek burada onun kendisinin en üst seviyede hidayette olup, insanları hidayete erdiren vasfın sahibi olduğu için lâkabına işaret etmiştir ve gene aynı şekilde bu hadîsde de “adı adıma uyar” ifadesiyle “Muhammed” isminin mânâsı, övülmüş, medhedilmiş olduğu için ve “Ahmed” ismi de; çok hamdeden ve övülmeye medhedilmeye lâyık olan mânasına geldiği için, burada Mehdi (A.S)’ın namının övülmüş, medhedilmiş, övülmeye medhedilmeye lâyık olan ve en üst seviyede hamd eden kişi olacağına işaret etmiş ve imtihan sırrıyla müteşabih olarak böyle perdeli ve kapalı bir anlatımı tercih etmiştir.
Gerçekten de Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 27’de buyurduğu hadîsinde: “Devrinde yeryüzünün en hayırlısı kendisi olacaktır.” ve gene Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 58’de: “Mehdi (zamanındaki) insanların en hayırlısıdır.” diye buyurduğu gibi, Mehdi (A.S) zamanında en üst seviyede hamd eden ve devrin en hayırlı kişisi, zamanın imamı olduğu ve 14 asır önce Peygamber Efendimiz (S.A.V) tarafından övülmüş ve bütün devirlerde beklenilmiş ve medhedilen büyük bir kişiliğe sahip olduğu için, burada Peygamberimiz (S.A.V) “adı adıma uyar” ifadesiyle, onun namına işaret etmiştir.
Sevgili kardeşlerim! Nasıl ki Peygamber Efendimiz (S.A.V) İncil ve Tevratta adı övülmüş ve ahir zamanın peygamberi olarak beklenmişti. Hz. Mehdi (A.S) da aynı şekilde namı asırladır medhedilerek ahir zamanda Peygamberimiz (S.A.V)’in varisi ve ehl-i beytinden olarak bütün âlem-i İslâm’ın başına geçmesi beklenmiştir.
Ve Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in: “ONUN ADI ADIMA, BABASININ ADI BABAMIN ADINA UYAR. Daha önce yeryüzü nasıl zulümle dolduysa, o, onu adaletle dolduracaktır.” diye buyurduğu gibi, nasıl ki Peygamber Efendimiz (S.A.V) 14 asır önce zülum ile dolu yeryüzünü adaletle doldurmuş ve onun zamanında asrı saadet dönemi yaşanmıştı, aynı şekilde Mehdi (A.S)’da hidayetin ve Kurân hakikatlerinin unutulduğu ahir zamanda, zülum ile dolu yeryüzünü adaletle dolduracak ve inşaallah ikinci bir asrı saadet dönemi yaşanacaktır.
V e işte bu sebepten dolayı, Hz. Mehdi (A.S)’ın namının asırlardır övülmüş olması ve Muhammed ümmetinin en hayırlısı ve medhedilen, beklenilen olması ve bütün dünyada sulh ve sükûnu sağlayarak ve Peygamber Efendimiz (S.A.V)’i vekâleten bir devrin imamı olarak bütün İslâm âleminin başına geçecek olması sebebiyle, Peygamber Efendimiz (S.A.V) “adı benim adıma uyar” diyerek, burada onun namına işaret etmiştir. Peygamber Efendimiz (S.A.V) gene başka bir hadîsinde şöyle buyuruyor:
“Ehli beytimden ismi ismime benzeyen bir kişi Arapların başına geçip idarelerini eline alıncaya kadar dünyanın sonu gelmeyecektir.” (Ebû Dâvûd, Mehdi, 7) Sünnen-i Tirmizî: Bölüm 52 hadîs no:2230
“Ehli beytimden ismi ismime benzer bir kişi iş başına geçecektir.” Âsım diyor ki: Ebû Salih, Ebû Hüreyre’nin şöyle dediğini bize aktardı: “Dünyanın bir günlük ömrü kalmış olsa bile o kimsenin başa geçmesi için Allah o günü uzatır.” (Ebû Dâvûd, Mehdi: 7) Sünnen-i Tirmizî: hadîs no:2231
Ve ayrıca Bediüzzaman Hz. Emirdağ Lahikası 232’de: “İkinci vazifesi: HİLAFET-İ MUHAMMEDİYE (a.s.m.) ÜNVANI İLE(Peygamberimiz (S.A.V)’ in halifesi ünvanı ile) şeair-i İslâmiye’yi (İslâm ahlâkının esaslarını) ihya etmektir (yeniden canlandırmaktır)” diyerek, Hz. Mehdi (A.S)’ın “Peygamberimiz (S.A.V)’in halifesi yani Peygamberimizin vekili olarak bütün İslam âleminin başında bir imam, yani halife vasfını taşıyacağını” bildirmesi, O’nun Peygamberimiz (S.A.V)’in varisi, Allah’ın halifesi olarak başa geçeceğini ve O’na tâbî olunacağını açık olarak göstermektedir.
Aynı şekilde Saidi Nursî Hazretleri, Hazreti Mehdi (A.S) için On Beşinci Mektup 60’da: ..EHL-İ VELÂYET (velî kulların) ve EHL-İ KEMÂLİN (kâmil mürşidlerin, kemâle ermiş kimselerin) BAŞINA GEÇECEK, Âl-i Beytten Muhammed Mehdi (Hazreti Muhammed (S.A.V)’in Âl-i beytinden Mehdi) isminde bir zât-ı nuranî, o Süfyanın şahs-ı mânevîsi olan cereyan-ı münafıkaneyi öldürüp dağıtacaktır.” diyerek,
ve gene Mektubat | Yirmi Dokuzuncu Mektup | 426’da: “HZ. MEHDİ BAŞINA GEÇİP, TARİK-İ HAK ( Hak yoluna, Allah’a ulaştıran hak yola) ve HAKİKATE sevk edecek…” diyerek, Hazreti Mehdi (A.S)’ın Hz. Muhammed (S.A.V)’in varisi ve devrin bir imamı olarak bütün ehl-i velâyet ve ehl-i kemalin ve bütün müslümanların başına geçerek, bütün dünyadaki zülûmatı dağıtacağını ve Allah’a ulaştıran hak yola ve hakikate sevkedeceğini bildiriyor, sevgili kardeşlerim.
Aynı şekilde Peygamber Efendimiz (S.A.V) Hadîs-i Şerif’lerinde şöyle buyuruyor:
Kıyâmetin kopması için zamanda sadece bir günden başka vakit kalmamış da olsa Allah benim Ehl-i Beyt’imden bir zatı gönderecek yeryüzü zulümle dolduğu gibi, o yeryüzünü adaletle dolduracak. (Sünen-i Ebu Davud, 5/92)
İbn-i Cerir, Tehzib-il Asar’da şöyle tahric etti (ortaya koydu): Muhammed ümmetinin en hayırlısı ve sizin zorlukları gideren velîniz olan kimseye katılın… O Mehdi’dir. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 57
Ve nasıl ki Hazreti Muhammed (S.A.V) Efendimiz birçok Hadîs-i Şerif’lerinde Mehdi (A.S)’ı övmüş medhedmiş ve müjdelemiştir, aynı şekilde Mehdi (A.S) Kur’ân-ın bazı âyetlerinde de müjdelenmiştir. Bunu hepimiz biliyoruz, sevgili kardeşlerim. Ve bütün dünyaya haykırıyoruz.
Yüce Rabbimiz, Duhan Suresinin 10, 11,12,13 ve 14. âyetlerine göre Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e: “Artık göğün, apaçık duman (fitne) getireceği günü gözle.” diyerek kalp gözüne geleceği, kendisinden sonra yaşanacak ahir zamanı gösteriyor. İşte sevgili kardeşlerim, nasıl ki Peygamber Efendimiz (S.A.V) Allah’ın kendisine bildirdiği ve gösterdiği ahir zamandan bir çok hadîslerle Hz. Mehdi’yi müjdelemiştir ve bütün zamanlara işaret eden Kur’ân-ı Kerim’de de Allahû Tealâ, Mehdi (A.S)’ı açıklıyor ve Peygamberimiz (S.A.V)’e bu âyet-i kerimede ahir zamandaki yaşanacak olan geleceği ve Hz. Mehdi (A.S)’ı gösteriyor. Yüce Rabbimiz, Habibi Muhammed (A.S)’a Kurân-ı Kerîm’de şöyle hitab ediyor. Eûzubillâhimineşşeytânirracîm Bismillâhirrahmânirrahîm:
44/DUHÂN-10: Fertekib yevme te’tîs semâu bi duhânin mubîn(mubînin).
Artık göğün, apaçık duman (fitne) getireceği günü gözle.
44/DUHÂN-11: Yagşân nâs(nâse), hâzâ azâbun elîm(elîmun).
(O fitne ki) insanları (insanların büyük kısmını) sarmıştır. İşte bu, elîm bir azaptır.
44/DUHÂN-12: Rabbenekşif annel azâbe innâ mû’minûn (mû’minûne).
(onlar) Rabbimiz, azabı bizden kaldır. Muhakkak ki biz, mü’minleriz.(derler)
44/DUHÂN-13: Ennâ lehumuz zikrâ ve kad câehum resûlun mubîn(mubînun).
Onlara (herşeyi) açıklayan bir resûl gelmişti. (Buna rağmen resûlün söylediklerinden) ibret almadılar.
44/DUHÂN-14: Summe tevellev anhu ve kâlû muallemun mecnûn(mecnûnun).
Ve (O’NA) (şeytan tarafından vahyedilerek) “öğretilmiş” ve “deli” dediler ve sonra O’NDAN yüz çevirdiler.
Sevgili kardeşlerim! İnşaallah kısaca önemli bir konuya değinmek istiyorum ki, ahir zamanda nebî ve resûl kavramları karıştırılmış ve insanlar, her resûlün bir peygamber olduğunu iddia ediyorlar. Fakat her zaman âyeti kerimelerle ispat etmeye çalıştığımız gibi Kurânda geçen her resûl bir nebî yani bir peygamber değildir. Ahzap Suresinin 40. âyetine göre Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz nebîlerin sonuncusudur ve O’ndan sonra bir peygamber yani bir nebî gelmeyecektir. Fakat bu âyette, resûllerin sonuncusudur demiyor, Yüce Rabbimiz.
33/AHZAB-40: Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum ve lâkin resûlallâhi ve hâtemen nebiyyin(nebiyyine) ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ(alîmen).
Muhammed (A.S), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır (değildir). Fakat Allah’ın Resûl’ü ve Nebîlerin (Peygamberlerin) Hatemi’dir (Sonuncusu). Allah, herşeyi en iyi bilendir.
Yüce Rabbimiz burada, ve lâkin resûlallâhi ve hâtemen nebiyyin(nebiyyine) nebîlerin sonuncusu, buyuruyor. Resûllerin sonuncusudur, demiyor, sevgili kardeşlerim. Ve açık olarak görüldüğü gibi Duhan Suresinin 10, 11, 12, 13. ve 14. âyetlerindeki bu Resûl, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den sonra gelecek olan ve peygamber olmayan bir resûl, bir elçi, bir uyarıcıdır. Nebî (peygamber) olmayan bir velî resûldür. Devrin imamıdır ve mehdi Resûl’dür.
Allahû Tealâ Duhan Suresinin bu âyetlerinde, çok açık bir şekilde Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e hidayetin unutulduğu ahir zamanda biz mü’minleriz diyen fakat gizli şirkin içinde olup gerçek mü’min olmayan kişilerin üzerine bir resûlün yani Mehdi Resûlün geleceğini ve insanların ondan yüz çevireceğini bildiriyor.
Ve gerçekten de âyette: “Onlara (herşeyi) açıklayan bir resûl gelmişti. (Buna rağmen resûlün söylediklerinden) ibret almadılar. Ve (O’NA) (şeytan tarafından vahyedilerek) “öğretilmiş” ve “deli” dediler ve sonra O’NDAN yüz çevirdiler.” diye buyurulduğu gibi, Mehdi (A.S)’ı, 1996 senesinde komuoyunun önünde yalanladılar ve O’ndan yüz çevirdiler.
Bu sebepten dolayı sevgili kardeşlerim, birçok hadîslerinde Duhan Suresinin 10. âyetine işaret ederek, Mehdi (A.S)’ın birçok fitnelerin zuhur ettiği ahir zamanda çıkacağını ve gene bu âyetteki gibi ahir zamandaki insanların O’ndan yüz çevireceğini kalp gözüyle geleceği görerek bilen Peygamber Efendimiz (S.A.V), O’na (Mehdi Resûl’e) tâbî olunması gerektiğini emretmiştir. Peygamber Efendimiz (S.A.V) Duhan Suresine işaret eden bazı Hadîs-i Şerif’lerinde şöyle buyuruyor:
Tozlu, dumanlı karanlık bir fitne görülecek, bunu diğerleri takib edecek, ta ki Ehli Beyt’imden kendisine Mehdi denilen bir zat çıkıncaya kadar. ŞAYET ONA YETİŞİRSEN ONA TÂBÎ OL VE HİDAYETE ERENLERDEN OL. (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 26)
Bir gün Avf bin Malik’e Allah Resûlü “Çok karanlıklı ve şiddetli bir kısım fitneler gelir. Derken fitneler birbirlerini takip eder. O kadar ki bu Ehl-i Beytimden Mehdi denilen bir zat çıkıncaya kadar devam eder. SEN ONA ULAŞTIĞINDA TÂBÎ OL Kİ, HİDAYETTE OLANLARDAN OLASIN.” buyurmuşlardı. (Süyûtî, el-Havî, 2:67, 68; el-Burhan, v. 87a.)
„Siz o geleni görünce kar üstünde emeklemek suretiyle de olsa (gidip) ONA BEY’AT EDİNİZ. ÇÜNKÜ O, ALLAH’IN HALİFESİ MEHDİ’DİR. (Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 10/348. hadîs no: 4084)
Çünkü O, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in 14 asır önce müjdelediği Mehdi (A.S)‘dır. Ve O, Allah’ın Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e indirdiği Kur’ân’ı açıklayan, insanları hidayete çağıran, bu zamanda Allah’ın dînini temsil eden Devrin Halifesi, İmamı, Resûl’ü, elçisi, neziridir. O’ndan yüz çeviren, Kur’ân’dan yüz çevirmiştir. Çünkü O, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in bir vekilidir, vekâleten görevlidir. Bu sebepten dolayı kim O’na itaat eder, tâbî olur biat ederse, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e tâbî olmuş gibidir. Abdullah b. Mes’ûd (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) gene başka bir hadîsinde şöyle buyurmuştur:
“Kıyâmete yakın zamanlarda… bazı kimseler çıkacak bunlar Kur’ân okuyacaklar fakat okudukları Kur’ân köprücük kemiklerinden aşağı geçmeyecektir. İnsanların en hayırlısı olan Muhammed (s.a.v.)’in sözlerini söyleyecekler fakat okun yaydan çıktığı gibi İslam dîninden çıkacaklardır.” (Dârimî, Fiten: 22) Sünnen-i Tirmizî: haids no: 2188 bölüm 24)
İşte sevgili kardeşlerim! Duhan Suresinde buyurulduğu gibi, ahir zamanda hak mü’min olmanın gerçeklerinin unutulduğu ve insanların büyük çoğunluğunun “elhamdülillah müminleriz” dedikleri halde fakat fitnede, gizli şirkin içinde bulundukları ve Kur’ân okudukları halde, okudukları Kur’ân gırtlaklarından öteye geçmeyen yani Kur’ânı okudukları halde, asıl hak mü’min olmanın hakikatlerinin ve hidayetin unutulduğu gibi, fakat kendilerinin dîni yaşadıklarını zanneden, fakat İslâm’ı, gerçek hakikatleri yaşamayan insanların çoğunun fırkalara ayrıldıkları, ilmin ortadan kaldırıldığı, Kur’ân’ın unutulduğu bu zamanda Furkan Suresinin 27. 28. 29. ve 30. âyetlerindeki bildirilen, Kur’ân’ın terkedildiği bu ahir zamanda vazifeli Mehdi Resûl diyor ki: “Ey Rabbim! Muhakkak ki benim kavmim, bu Kur’ân’dan ayrıldı (Kur’ân’ı terketti).” İşte sevgili kardeşlerim! Yüce Rabbimiz gene Mehdi (A.S)’ın bu devrindeki insanlara hitab ettiği bu âyetlerde şöyle buyuruyor:
25/FURKÂN-27,28: Ve yevme yeadduz zâlimu alâ yedeyhi yekûlu yâ leytenîttehaztu mear resûli sebîlâ(sebîlen). Yâ veyletâ leytenî lem ettehız fulânen halîlâ(halîlen).
Ve o gün, zalim ellerini ısırır: “Keşke resûlle beraber (Allah’a giden) bir yol ittihaz etseydim.” der. Yazıklar olsun, keşke ben filanı (o kişiyi) dost edinmeseydim.
25/FURKÂN-29: Lekad edallenî aniz zikri ba’de iz câenî, ve kâneş şeytânu lil insâni hazûlâ(hazûlen).
Andolsun ki; bana zikir (Kur’ân’daki ilim) geldikten sonra beni zikirden saptırdı ve şeytan, insana yardımı engelleyendir.
25/FURKÂN-30: Ve kâler resûlu yâ rabbi inne kavmîttehazû hâzel kur’âne mehcûrâ(mehcûran).
Ve resûl: “Ey Rabbim! Muhakkak ki benim kavmim, bu Kur’ân’dan ayrıldı (Kur’ân’ı terketti).” dedi.
Sevgili kardeşlerim! Her ne kadar Furkan Suresinin 30. âyetindeki bu Resûl’ün, Peygamber Efendimiz (S.A.V) olduğunun kanaatine varsalarda, bu Resûl’ün Peygamber Efendimiz (S.A.V) olması mümkün değildir, sevgili kardeşlerim. Çünkü Al-i İmran Suresinin 119. âyetine göre O’nun (Peygamberimiz (S.A.V)’in) döneminde Kur’ân bütün boyutlarıyla yaşanmıştır. Başlarında O büyük Sultan, Nebîler Sultanı Muhammed (S.A.V) olduğu için. Al-i İmran Suresinin 119. âyetinde buyurulur ki:
3/AL-İ İMRAN-119: Hâ entum ulâi tuhıbbûnehum ve lâ yuhıbbûnekum ve tû’minûne bil kitâbi kullih(kullihi),
(Ey mü’minler)! Siz öyle kimselersiniz ki; onlar, sizi sevmedikleri halde siz, onları seversiniz ve siz Kitab’ın bütününe îmân edersiniz.
Sevgili kardeşlerim! Kur’ânın asıl hakikatlerinin unutularak, Kur’ânın asıl gerçeklerinin terkedildiği, insanların Kur’ândan ayrıldığı devir bu devirdir, ahir zamandır. Allahû Tealâ, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in kalp gözüne nasıl ki, Duhan Suresine göre 14 asır sonra olacak hakikatleri göstermişti, aynı şekilde hadîslerde bunu ispatlamaktadırlar ve Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir gün otururken, Rabbimiz kalp gözüne geleceği gösteriyor ve Peygamber Efendimiz (S.A.V) gözlerini semaya dikerek diyor ki:
2. (4139)- Ebu’d-Derdâ (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile beraberdik. Gözünü semaya dikti. Sonra: “Şu anlar, ilmin insanlardan kapıp kaçırıldığı anlardır. Öyle ki, bu hususta insanlar hiçbir şeye muktedir olamazlar!” buyurdular. Ziyad İbnu Lebîd el-Ensârî araya girip:
“Bizler Kur’ân’ı okuyup dururken ilim bizlerden nasıl kapıp kaçırılır? Vallahi biz onun hem okuyacağız, hem de çocuklarımıza, kadınlarımıza okutacağız!” dedi. Resulullah da:
“Ey Ziyad, ben seni Medine fakihlerinden sayıyordum. (Bak) işte Tevrat ve İncil, yahudilerin ve nasranilerin elinde, onların ne işine yarıyor (sanki onunla amel mi ediyorlar)?” buyurdu. [Tirmizî, İlm 5, (2655).] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 11/524-525.
Görüldüğü gibi sevgili kardeşlerim, O zamanlar ilim insanlardan kapıp kaçırılmamıştı. Çünkü başlarında Kâinatın Efendisi vardı ve ilim bütünüyle yaşanmaktaydı. Peygamber Efendimiz (S.A.V) bu Hadîs-i Şerif’de işte ilmin ortadan kaldırıldığı, insanların camilere gidip, Kur’ân okudukları halde Kur’ân’ın ve ilmin unutulduğu, insanların fitnede, gizli şirkin içinde oldukları bu zamana hitab etmektedir. Mehdi Resûl gene Al-i İmran Suresinin 81. âyetinde de müjdelenmiştir:
3/AL-İ İMRAN-81: Ve iz ehazallâhu mîsâkan nebîyyîne lemâ âteytukum min kitâbin ve hikmetin summe câekum resûlun musaddikun limâ meakum le tu’minunne bihî ve le tensurunneh(tensurunnehu), kâle e akrartum ve ehaztum alâ zâlikum ısrî, kâlû akrarnâ, kâle feşhedû ve ene meakum mineş şâhidîn(şâhidîne).
Hani o zaman ki; Allah, peygamberlerin (nebîlerin) MİSAK’ini (yeminini) almıştı: “Andolsun ki; size Kitap ve hikmet verdim, sizlerden sonra sizinle beraber bulunanı (Allah’ın sizlere verdiği kitapları) tasdik eden Resûl gelince, O’na mutlaka îmân edecek ve O’na mutlaka yardım edeceksiniz. Bunu ikrar ettiniz mi ve bu ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?” “İkrar ettik.” dediler. “Öyle ise şahit olun. Ben de sizinle beraber şahitlerdenim.” Buyurdu.
İşte sevgili kardeşlerim! Bütün nebîlerin misakinin alındığı o zamanda Ahzap-7’ye göre bu peygamberlerin içinde Muhammed S.A.V)’de vardı ve Ahzap-7’de buyurulur ki:
33/AHZAB-7: Ve iz ehaznâ minen nebîyyîne mîsâkahum ve minke ve min nûhın ve ibrâhîme ve mûsâ ve îsebni meryeme ve ehaznâ minhum mîsâkan galîzâ(galîzan)
O zaman ki; Biz, nebîlerden onların misaklerini almıştık. Ve senden ve Hz. Nuh’tan ve Hz. İbrâhîm’den ve Hz. Musa’dan ve Meryemoğlu Hz. İsa’dan ve onlardan ağır bir misak aldık.
Görüldüğü gibi Rabbimiz, Ali İmran-81’de içlerinde Hazreti Muhammed (SA.V)’in de bulunduğu bütün nebîlerden misak alıyor ve onlardan sonra bir Resûl’ün geleceğini bildiriyor ve Ahzap Suresinin 7. Âyetinde de, Ve senden ve Hz. Nuh’tan ve Hz. İbrâhîm’den ve Hz. Musa’dan ve Meryemoğlu Hz. İsa’dan ve onlardan ağır bir misak aldık.” Buyuruyor, Yüce Rabbimiz.
Al-i İmran Suresinin 81. âyetinde; nebî olmayan bir Resûl’ün geleceğini Yüce Rabbimiz müjdeliyor. Ve nasıl ki duhan suresinin 13. ve 14. ‘âyetinde insanlar bu Resûlden yüz çevirmişti aynı şekilde Al-i İmran 81. âyetin devamındaki Ali İmran -82’de de bu Resûl’den yüz çevirlerden bahsediyor, Yüce Rabbimiz:
3/ÂLİ İMRÂN-82: Fe men tevellâ ba’de zâlike fe ulâike humul fâsikûn (fâsikûne).
Artık bundan sonra (Allah 81. âyetteki Resûl’den bahsettikten sonra), kim yüz çevirirse (nebîlerden sonra gelecek olan bu Resûl’ü inkâr ederse); işte onlar, onlar FASIK’lardır.
Ve birçok kaynaklarda da buyurulduğu gibi, Resulullah (S.A.V) her kim vaadedilen Mehdi’yi inkâr eder yalan sayarsa kâfir olur demiştir. (“El-Burhan fi Alamati Mehdiyyi Ahir zaman”, c. 2, s. 865-876)
Sevgili kardeşlerim! Görüldüğü gibi Mehdi (A.S) nasıl ki Hadîs-i Şeriflerle müjdelenmiştir, aynı şekilde Kur’ân-ı Kerîm’de de müjdelenmiştir.
Öyleyse Peygamber Efendimiz (S.A.V), Mehdi (A.S) için; “adı adıma uyar” diyerek ve O’na “mehdi” lâkabını vererek, Mehdi (A.S)’ın kendisi tarafından müjdelenmiş ve övülmüş olup ve her devirdede medhedilip beklenilenileceği için ve O’nun hidayete erdiren vasfın sahibi ve kendisinin vekili olarak bütün dünyaya ahir zamanda unutulan hidayeti ve Kur’ân hakikatlerini neşredeceği ve zülumla dolu yeryüzüne adaleti sağlayacağı için burada “adı adıma uyar” diyerek onun namına ve lâkabına işaret etmiştir. Nasıl ki O Mehdi (A.S) olarak müjdelenmiştir ve burada onun lâkabına işaret edildiği gibi, aynı şekilde bu hadîsdeki; “adı adıma uyar” ifadesi de, illede Mehdi (A.S)’ın adının Muhammed veya Ahmed olmasını gerektirmez ve Peygamberimiz (S.A.V) bu hadîsdeki adı adıma uyar ifadesiyle “Muhammed ve Ahmed” isminin mânâsı, övülmeye ve medhedilmeye lâyık olan, övülmüş, medhedilmiş olduğu için, burada Mehdi (A.S)’ın namının övülüp medhedileceğine işaret edilmiştir.
Öyleyse sevgili kardeşlerim, neden Peygamber Efendimiz (S.A.V) bu Hadîs-i Şerifin devamında da “babasının adı babamın adına uyar” demiştir, bu konuyu inşaallah Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in inâyeti ve Efendi Hazretlerinin himmetiyle incelemeye çalışalım.
Peygamber Efendimiz’in (S.A.V) Hz. Mehdi’nin babasının adı babamın adına uyacak dediği Hadîs-i Şeriflere Kur’ân-ı Kerim’de Hac Suresinin 78. âyet-i kerimesi açıklık getirmektedir:
22/HACC-78: Ve câhidû fillâhi hakka cihâdih(cihâdihî), huvectebâkum ve mâ ceale aleykum fid dîni min harac(haracin), millete ebîkum ibrâhîm(ibrâhîme), huve semmakumul muslimîne min kablu ve fî hâzâ li yekûner resûlu şehîden aleykum ve tekûnû şuhedâe alen nâs(nâsi), fe ekîmûs salâte ve âtuz zekâte va’tesımû billâh (billâhi), huve mevlâkum, fe ni’mel mevlâ ve ni’men nasîr(nasîru).
Ve Allah’da hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti. Dînde sizin için bir zorluk kılmadı ki; o, babanız İbrâhîm (A.S)’ın dînidir. O, sizi daha önce de “müslümanlar” (Allah’a teslim olanlar) olarak isimlendirdi. Bunda da (Kur’ân-ı Kerim’de de), resûl size şahit olsun ve siz de insanlara şahitler olasınız diye. Öyleyse namazı ikame edin (kılın), zekâtı verin, Allah’a sarılın (Allah’ın Zat’ında yok olun). O, sizin Mevlâ’nız. (O), ne güzel Mevlâ (dost) ve ne güzel yardımcı.
Aynı şekilde nasıl ki bu müteşabih hadîsdeki “uyar” kelimesi, Hazreti Mehdi (A.S)’ın adının illede Muhammed veya Ahmed olduğunu göstermez, aynı şekilde Hazreti Mehdi (A.S)’ın babasının adının da ille de Abdullah olduğu mânâsına gelmez. Bu konu, iki ayrı mânâyı ifade etmektedir.
Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in inâyeti ve Efendi Hazretlerinin himmetiyle konuya birinci açıdan bakarsak, Hazreti Muhammed (S.A.V) Efendimizin soyunun Hazreti İbrâhîm (A.S)’a kadar dayanması ve Mehdi (A.S)’ın da Hazreti Muhammed (S.A.V)’in soyundan olup aynı şekilde O’nun da soyunun Hazreti İbrahîme dayanmasına da işaret etmiştir. Yani “Nasıl ki ben babamız Hazreti İbrahîm (A.S)’ın soyundanım, aynı şekilde Mehdi (A.S)’da benim soyumdan olması sebebiyle Hazreti İbrahîmin soyundandır”, mânâsını dile getirmek için, “babasının adı babamın adına benzer”, demiştir. Hadîsde babasının adı babamın adına uyar, benzer demiştir, fakat babamın adının aynısıdır, dememiştir.
Bu hadîsin ikinci açıdan ince manasına baktığımızda, üç büyük vazifenin sahibi olan ve bütün dünyada dînlerin birleştirilmesini sağlayacak olan Mehdi (A.S), şu an bütün dünya yüzüne babamız Hazreti İbrâhîm’in hanif dînin bütün inceliklerini, aslında başka dînler olmadığını ve Hazreti Nuh, Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimizin ve bütün peygamberlerin aynı şekilde babamız İbrâhîm (A.S)’ın hanif dinini yaşadıklarını açıklayan ve 14 asırdan bu yana hiçbir müceddid ve devrin imamlarının henüz yerine getiremediği büyük bir vazifeyle mücehhez kılınmış olan ve bütün dünyada dînleri birleştirecek olan tek kişidir. O sevgili Efendimiz, Sultanımız, Mehdi (A.S)’dır.
Bu sebepten dolayı Peygamber Efendimiz (S.A.V) burada Mehdi (A.S)’ın, babamız Hz. İbrâhîm (A.S)’ın hanif dîninin temsilcisi olduğu ve aynı şekilde asırlardan bu yana Hz. İbrâhîm’in hanif dîni yani İslâm dininin ve fırkaların bütün dünyada Hz. Mehdi (A.S) tarafından birleştirileceği sebebiyle, “babası babamın adına uyar” diyerek, manevî anlamdaki dîn babasının adına işaret etmiş ve müteşabih olarak böyle bir anlatımı tercih etmiştir:
3/ÂLİ İMRÂN-67: Mâ kâne ibrâhîmu yahûdiyyen ve lâ nasrâniyyen ve lâkin kâne hanîfen muslimâ(muslimen), ve mâ kâne minel muşrikîn(muşrikîne).
İbrâhîm ne yahudi, ne de hristiyandı. Lâkin o HANİF (Allah’ın tekliğine, ona ölümden evvel ulaşmanın ve teslim olmanın farz olduğuna inanan) olarak (Allah’a) teslim olmuştu. MÜŞRİKlerden de değildi.
6/EN’ÂM-161: Kul innenî hedânî rabbî ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin) dînen kıyamen millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen), ve mâ kâne minel muşrikîn (muşrikîne).
“Muhakkak ki; Rabbim, beni hanif olarak Sıratı Mustakîm’e, kıyâmete kadar ayakta kalacak olan Hz. İbrâhîm’in milletinin dînine hidayet etti.” de. Ve o, müşriklerden olmadı.
30 / RUM – 30: Fe ekim vecheke lid dîni hanîfâ(hanîfen), fıtratallâhilletî fataran nâse aleyhâ, lâ tebdîle li halkıllâh(halkıllâhi), zâliked dînul kayyimu ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn (ya’lemûne).
Artık hanif olarak kendini (vechini) dîn için ikame et, Allah’ın hanif fıtratıyla ki; Allah, insanları onun üzerine (hanif fıtratıyla) yaratmıştır. Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. Kayyim olan (kaim olacak, ezelden ebede kadar yaşayacak) dîn budur. Fakat insanların çoğu bilmez.
Mehdi (A.S) asırlardır unutulan babamız İbrâhîm (A.S)ın ezelden ebede kadar yaşanacak ve tek dîn olan hanif dînini yani İslâm olma, Allah’a teslim olma dînini aynı şekilde Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in kendi zamanında ayakta tuttuğu gibi, ahir zamanda da Peygamberimiz (S.A.V)’in varisi olarak ayakta tutacağı ve dînleri birleştireceği için, Peygamber Efendimiz (S.A.V) Hz. Mehdi’nin babamız İbrahîm (A.S)’ın ve İslâm dînini temsil ettiğine işaret ederek böyle söylemiştir. Peygamber Efendimiz (S.A.V) hadîslerinde şöyle buyuruyor:
“Mehdi bizdendir. (soyumuzdandır) ALLAH BU DÎNİ NASIL BİZİMLE BAŞLATMIŞSA, ONUNLA DA SONA ERDİRECEKTİR. Ve onlar bizimle nasıl şirkten kurtulmuşlarsa, onunla da fitneden kurtulacaklardır. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 20)
Hz. Peygamber (S.A.V) en başta İslâm’ı nasıl ayakta tuttuysa, Hz. Mehdi de en sonunda aynı şekilde İslâm’ı ayakta tutacaktır. (El Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 27)
Ebu Said Hudri Resulullah’tan rivayet ediyor: ‘Mehdi’nin izleyicileri ona sığınırlar, bal arılarının kraliçe arıya sığındıkları gibi (onun yanında güven ve huzur bulurlar), o yeryüzünü adalet ve dürüstlükle dolduracaktır. Hatta müslümanlar İslâmı ilk devreleri gibi yaşarlar. (El Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 30)
Sevgili Kardeşlerim! Yüce Rabbimize sonsuz hamd ve şükrolsun ki; sevgili Efendimiz Mehdi (A.S), Allah’ın tasarrufunda ve Allah’ın emriyle gerçek İslâm’ı bütün insanlığa gece gündüz demeden, Kur’ân hakikatlerini haykırıyor.
Rabbimize sonsuz hamd ve şükrolsun ki, sevgili Efendimizin kalbinden bütün kardeşlerimizle beraber, bizim kalbimize gelen Kurân hakikatlerini, yine Efendimizin himmetiyle bütün cihâna, sevgili Efendimizden bize nasıl sevgiyle geliyorsa, bizde sevgili Efendimizin o sevgi çiçeklerini bize dağıttığı gibi, bizde kalbimizden sevgili Efendimizden aldığımız gibi o sevgi çiçeklerini bütün insanlığa birlikte dağıtıyoruz, sevgili kardeşlerim.
Bizler çok mutluyuz, çünkü sevgili Efendimiz Mehdi (A.S) başımızda. Biz kardeşler olarak, bütün insanlığın da mutlu olmasını istiyoruz. Ve bütün insanlığın da kardeşlerimiz gibi, onların da hem dünyalarının, hem ahiretlerinin sonsuz mutluluğa ulaşması için ve onların da şu dünya hayatını yaşarken, ölmeden önce ruhlarını Allah’a ulaştırmalarını Yüce Rabbimden dileyerek, inşaallah, Efendimizin himmetiyle sohbetimi burada tamamlıyorum. Sevgili kardeşlerim! Hepinizi çok ama çok seviyorum. Allah hepinizden razı olsun. (El Fatiha ma es Salâvât)