İmam Ca’fer Sâdık Yeryüzü Asla Hüccetsiz Kalmaz
Kerram’dan:
‘İmam Ca’fer Sâdık (aleyhi’s-selâm) şöyle buyurdu:
‘Eğer yeryüzünde sadece iki kişi bile kalmış olsaydı, birisi mutlaka İmam olurdu.’
Yine buyurdu ki:
‘Kimse, Allah Teâlâ kendisini hüccetsiz bıraktı şeklinde bir itiraz edemesin diye en son ölecek olan İmam’dır.’”[1]
Ebu Herâse’den:
“Muhammed Bâkır (aleyhi’s-selâm) şöyle buyurdu:
‘Eğer İmam yeryüzünden bir saat çekilse, tıpkı denizin ehlini boğduğu gibi yeryüzü kendi ehlini yutar.”[2]
Ebu Hamza’dan:
“İmam Muhammed Bâkır şöyle buyurdu:‘Allah’a and olsun ki, Âdem (aleyhi’s-selâm) olduğu günden beri Allah, yeryüzünü Allah’a hidayet eden bir imamsız ve kullarını da hüccetsiz bırakmamıştır. Allah’ın, kullarına Hüccet’i olan İmam olmazsa, yeryüzü baki kalmaz.’” [3]
» Ebu Mahmud, İmam Ali er-Rıza’nın şöyle buyurduğunu nakleder:
“Biz Allah’ın mahlûkat arasındaki Hüccet’leri, kulların halifeleri ve sırrının eminleriyiz. Takva kelimesi ve sağlam kulp biziz. Bizler Allah’ın şahitleri ve insanlar arasındaki bayraklarıyız. Allah, gökleri ve yeri zâil olmaktan korumak için bizi vesile kılmıştır. Bizim vesilemizle yağmur yağdırır ve rahmet dağıtır. Yeryüzü açık veya gizli bir İmam’dan mahrum kalmaz. Eğer yeryüzünde bir gün dahi Hüccet olmazsa, kendi ehlini tıpkı denizin yok etmesi gibi yok eder.” [4]
“KeşfiıT-Gumme fi MarifetiT-Eimme” kitabında Ali b. İsa b. Ebu’l-Feth-i Erbilî, Sünnî âlimlerinden olan Hâfız Abdulaziz b. Ahzar Cenabezî’nin “Maalimu’l-İtre” kitabından naklen İmam Rıza’dan (aleyhi’s-selâm), o da babalarından, Emîrü’l-Mü’minîn’in (aleyhi’s-selâm) şöyle buyurduğunu kaydeder:
“Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve âlih) yüce Allah’ın, ‘O gün bütün insanları İmamlarıyla çağıracağız’ sözü hakkında şöyle buyurdu: ‘Her kavim kendi zamanının İmam’ı, Rabbinin Kitabı ve Peygamberinin Sünneti ile çağırılacaktır.’” [5]
[1] el-Kâfi, c. 1, s. 138.
[2] el-Kâfi c. 1 s. 137; aynı hadisi Şeyh Sâduk, Kemâlu’d-Din, c. 1, s. 203’de başka bir tarikle Ebu Herâse’den nakleder. Yalnız burada “saat” kelimesi geçmez.
[3] el-Kâfi c. l,s. 137.
[4] Kemâlu’d-Din c. 1 s. 202.
[5] İsbâtu’l-Hudât, c. 1, s. 137