Şeyh Hasan Traki ve Hz.Mehdi Hakkında
Şeyh Hasan Trakî (h. 925)
Abdulvehhab eş-Şa’ranı “el-Levâkihu’l Envâr fi Tabâkâti’l-Ahyar” adlı kitabında şöyle yazıyor:
“Şeyh, sâlih, âbid, zâhid, sahih, keşif ve yüce maneviyat sahibi Şeyh Hasan Irakî, Ratli gölüne bakan tepenin üzerinde defnedilmiştir. O, Mısır’da yaşıyordu ve yaklaşık olarak yüz otuz yıl hayat sürdürmüştür. Ben hocam Ebu’l-Abbas Hârisî ile birlikte onun yanına gidip geliyordum. Bir gün dedi ki: ‘Sana işimin başından şimdiye kadar başımdan geçen bir hikâyeyi anlatmak istiyorum. Kendimi çocukluktan beri seninle arkadaşmışız gibi hissediyorum.’ ‘Buyurun’ dedim. Bunun üzerine şöyle başladı: ‘Ben Dimeşk’te bir sanatkârdım. Cuma günlerini ayyaşlık ve şarap içmekle geçiriyordum. Bir gün kendime gelerek, sen bu iş için yaratılmamışsın dedim. Bunun üzerine arkadaşlarımdan uzaklaştım. Onlar beni takip ettilerse de izimi bulamadılar. Emevîlerin merkez camiine girdiğimde birinin sandalyede oturup Mehdi hakkında sohbet ettiğini gördüm. O anda içimde Mehdi’yi görme şevki uyandı. Ondan sonra ettiğim her secdede Allah Teâlâ’dan Mehdî’yi görmeye kavuşmayı istedim.
Bir gün, akşam namazından sonra sünnet namaz kılarken birinin arkamda oturup elini omzuma koyduğunun fark ettim. O adam bana şöyle dedi:
‘Evlat! Allah senin duanı kabul buyurdu. Ne bekliyorsun? Mehdi benim.’ Bunun üzerine ben dedim ki: ‘Benim evime gelir misin?’ O, ‘Evet’ dedi.
Daha sonra benimle birlikte evime geldi, ‘Yalnız kalacağım sessiz bir yer ver bana’ dedi ve bir hafta bizimle birlikte kaldı.” [1]
[1] el-Vâkihıı’I-Envâr, Mısır basımı, c. 2, s. 139
Abdulvehhab eş-Şa’ranı “el-Levâkihu’l Envâr fi Tabâkâti’l-Ahyar” adlı kitabında şöyle yazıyor:
“Şeyh, sâlih, âbid, zâhid, sahih, keşif ve yüce maneviyat sahibi Şeyh Hasan Irakî, Ratli gölüne bakan tepenin üzerinde defnedilmiştir. O, Mısır’da yaşıyordu ve yaklaşık olarak yüz otuz yıl hayat sürdürmüştür. Ben hocam Ebu’l-Abbas Hârisî ile birlikte onun yanına gidip geliyordum. Bir gün dedi ki: ‘Sana işimin başından şimdiye kadar başımdan geçen bir hikâyeyi anlatmak istiyorum. Kendimi çocukluktan beri seninle arkadaşmışız gibi hissediyorum.’ ‘Buyurun’ dedim. Bunun üzerine şöyle başladı: ‘Ben Dimeşk’te bir sanatkârdım. Cuma günlerini ayyaşlık ve şarap içmekle geçiriyordum. Bir gün kendime gelerek, sen bu iş için yaratılmamışsın dedim. Bunun üzerine arkadaşlarımdan uzaklaştım. Onlar beni takip ettilerse de izimi bulamadılar. Emevîlerin merkez camiine girdiğimde birinin sandalyede oturup Mehdi hakkında sohbet ettiğini gördüm. O anda içimde Mehdi’yi görme şevki uyandı. Ondan sonra ettiğim her secdede Allah Teâlâ’dan Mehdî’yi görmeye kavuşmayı istedim.
Bir gün, akşam namazından sonra sünnet namaz kılarken birinin arkamda oturup elini omzuma koyduğunun fark ettim. O adam bana şöyle dedi:
‘Evlat! Allah senin duanı kabul buyurdu. Ne bekliyorsun? Mehdi benim.’ Bunun üzerine ben dedim ki: ‘Benim evime gelir misin?’ O, ‘Evet’ dedi.
Daha sonra benimle birlikte evime geldi, ‘Yalnız kalacağım sessiz bir yer ver bana’ dedi ve bir hafta bizimle birlikte kaldı.” [1]
[1] el-Vâkihıı’I-Envâr, Mısır basımı, c. 2, s. 139